Bu yazımızda, Hz. Muhammed’in söylediği ”islam güzel ahlaktır” sözünün anlamına değineceğiz. Peygamberimizin hayatı, müslüman alemine örnek olacak davranış ve sözlerle doludur. Peygamberimiz, her zaman adaletli ve ahlaklı olmayı hayatının en öncelikleri arasına koymuştur. Bu yüzden her zaman insanların Bilecik sondakika haberleri AK Parti Bilecik İl Gençlik Kolları üyeleri, Ramazan'da 'İftara 5 Kala' sloganıyla iftarda evine yetişemeyen vatandaşlara hazırladıkları kumanyaları ikram GÜZEL AHLAK İLE İLGİLİ AYETLER. “Sen elbette büyük ahlâk sahibisin.”. (Kalem sûresi, 4) Allah Teâlâ en güzel şekilde yaratıp kendisine en güzel ahlâkı öğrettiği sevgili peygamberine böyle hitap etmektedir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, peygamber olmadan önce de herkesin hayran kaldığı üstün bir ahlâka Örnek Bazı hayvanlarda avlanma. Hayvanlarda içgüdü olarak bilinen bazı davranışlar ve refleksler doğuştan gelen davranışlardır. a. İçgüdüsel Davranış. Doğuştan sahip olunan, otomatik olarak gerçekleştirilen karmaşık davranışlardır. Özellikle omurgalılarda ve birçok omurgasızda görülür. Her türün kendine Bu güzel huylara sahip olmanın tek yolu güzel ahlaka sahip olmaktır. Bu yönde insanların kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir. İnsanların kendini geliştirmesinden bahsetmişken şu örnek verilebilir: Bir insan çok cimriyse bu onun toplumsal hayatta kabul görmesine ve sevilmemesine neden olabilir. Vay Tiền Nhanh. İçindekiler1 Güzel ahlaki davranışlar nelerdir?2 Güzel ahlak nedir örnek?3 Güzel ahlaki tutum ve davranışlar nelerdir?4 Islam dininde güzel davranışlar nelerdir?5 Güzel ahlak nedir 4 sınıf?6 Ahlaki davranışlar nelerdir kısaca?7 Güzel ahlak nedir kısa bilgi?Güzel ahlaki davranışlar nelerdir?Güzel bir ahlaka sahip olmak için insanlara karşı davranışlarımız ölçülü, kibar ve saygılı ve Dürüstlük2-Yardımseverlik3-Sabır4- Hoşgörülü Olmak5- Taklitten Uzak Durmak6- Saygılı OlmakAug 24, 2020Güzel ahlak nedir örnek?Güzel ahlak, nefse hakim olup küfür, yalan, lanet okuma, alay etme, kibirlenme, koğuculuk yapma, gıybet etme, riya, cimrilik, kıskançlık suizan gibi kötü duygu ve davranışlardan ahlaki tutum ve davranışlar nelerdir?Başlıca güzel ahlaki tutum ve davranışlarÖz dininde güzel davranışlar nelerdir?Allah'ın hoş görüp emir ve tavsiye ettiği, insanın ve toplumun yararına olan davranışlara "güzel davranış" dikkat etmek,Allah'ın emrettiği ibadetleri yerine getirmek,Doğru konuşmak,Küfür etmemek,İnsanlara yardımda bulunmak,Cömert olmak,Hoşgörülü olmak,Allaha ve Peygamberine saygı itaatGüzel ahlak nedir 4 sınıf?Güzel bir ahlaka ve terbiyeye sahip olanlar, müttaki olup başkalarının kötülüğünü istemezler. Kıskançlık ve kibir, insanların hem ahlakını bozar, hem de sürekli günah işlemelerine neden olur. Kişi hep alçak gönüllü olmalı, kendisini ve yaptıklarını davranışlar nelerdir kısaca?Ahlaki davranışlar-1 Dürüst Olmak Her zaman dürüst davranmalıyız. … Çalışmak Sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. … İyilik Yapmak Herkese iyilik yapmalıyız. … Temiz Olmak … Adaletli Olmak … Emaneti Gözetmek … Şefkatli OlmakAcımak … Birlik ve Beraberlik İçinde OlmakGüzel ahlak nedir kısa bilgi?Güzel ahlâk, Allah'ın hakkını ve kulların haklarını yerine getirmenin adıdır. Güzel ahlâk iman ile birlikte, Allah'ın hakkına ve kulların hakkına sadık kalmanın temelidir. Güzel ahlâk, insanlara hürmet, hizmet ve merhamet etmektir. Güzel ahlâk, insanlara karşı edep, hayâ ve tevazu ile davranmaktır. İbâdetlerimizin seviyesini ve kalbimizin seviyesini gösteren en müşahhas delil ve en bâriz ölçü, güzel ahlaktır. Nedir güzel ahlak? Güzel ahlak; insanların iyi veya kötü olarak vasıflandırılmalarına sebep olan huy ve davranışlarıdır. Bu mânâda, güzel ahlâk; Cenâb-ı Hakk’ın bizden istediği ahlâktır. Kur’ân-ı Kerîm’in bizden istediği ahlâktır. Allah Rasûlü’nün ahlâkı ile ahlâklanmaktır. Güzel ahlâk, dînimizde her şeyin esası ve temelidir. Yine dînimizin en yüce hedef ve gayelerindendir. Zira Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdu “Ben üstün ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” Muvattâ, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed, II, 381 Yine Efendimiz buyurdu “Beni Rabbim terbiye etti. Edebimi, terbiyemi güzel eyledi.” Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12 Rasûlullah Efendimiz’i Allah terbiye etmiş, ümmet-i Muhammed’i de Efendimiz’in terbiyesine tevdî etmiştir. Efendimiz’in hayatı bu hakikatlerin bir ispatıdır. Zira Fahr-i Kâinât Efendimiz; 40 yaşına kadar ilâhî tâlim ve terbiye altında, karakter ve şahsiyet yani güzel ahlâk sergiledi. Kavmi arasında ismi ve sıfatı; el-Emîn, es-Sâdık» idi. Düşmanları bile yalan söylediğine şahitlik etmiyordu. Hattâ Ebû Cehil bile; “Yâ Muhammed! Sen hiç yalan söylemedin! Ben Sana; Sen yalancısın!» demiyorum. Fakat şu getirdiğin davetini istemiyorum!..” diyerek O’nun doğruluğunu vicdânen kabul ettiğini, fakat davetine icâbet etmekte nefsine mağlûp olduğunu bir bakıma îtirâf etmişti. Nitekim bu hâl, âyet-i kerîmede şöyle beyân edilmektedir قَدْ نَعْلَمُ اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذ۪ي يَقُولُونَ فَاِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلٰكِنَّ الظَّالِم۪ينَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ﴿٣٣﴾ Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar. el-Enâm, 33 -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; Câhiliyye karanlıkları ve bataklıkları içinde güneş gibi parıldayan, muhteşem bir şahsiyet âbidesi idi. Cenâb-ı Hakk’ın insanda tecellî ettirdiği en büyük mûcizesiydi. Bu bakımdan O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; En zirve edep, hayâ ve zarâfet timsâliydi. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Peygamber’in yüksek değerini ifade sadedinde âyet-i kerîmede; وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin” el-Kalem, 4 buyurmuştur. Kur’ân nimeti, işte bu güzel ahlâk zemini üzerine nâzil oldu. Bir başka ifadeyle Kur’ân nuru; Rasûlullah Efendimiz’in, tertemiz olan kalb-i selîmine kondu. Nûrun alâ nûr» oldu. Mekke devrinde, 13. yıl îman tâlîminin ardından; namaza ilâveten Medîne-i Münevvere’de de diğer ibâdetler, ukûbat ve ahkâm nâzil oldu. Îmânın da ibâdetlerin de gayelerinden biri, yine en güzel ahlâka ulaşmak oldu. Yani din; ahlâk ile başladı, yine ahlâk ile taçlandı. Şu kudsî hadis rivâyeti, ahlâkın başta ve sondaki ehemmiyetini ne güzel ifade eder “Bu, Ben’im Zâtım için râzı olduğum bir dindir. Bu dîne yakışan da ancak cömertlik ve güzel ahlâktır. Müslüman olarak yaşadığınız müddetçe bu iki hasletle ikrâm ediniz.” Ali el-Müttakî, Kenz, VI, 392 Bilmeli ki; Şu hadîs-i şerif de îmân ile güzel ahlâkın ayrılmaz münasebetini ne güzel ifade eder أَكْمَلُ الْمُؤْمِن۪ينَ إ۪يمَاناً أَحْسَنُهُمْ خُلُقاً “Mü’minlerin îman cihetinden en mükemmeli, ahlâken en güzel olanıdır.” Ahmed, Müsned, II, 250 Peygamberlerin hayatındaki bu sıralama keyfiyetindeki bir sır ve hikmet de şudur ki Bir peygamberin nübüvvetten önce; dîni, ibâdetleri, hattâ kâmil mânâda îmânın esaslarını dahî bilmemesi mevzubahis olabilir, çünkü henüz vahiy gelmemiştir; fakat bir peygamberin ahlâktan mahrum olması düşünülemez!.. Demek ki güzel ahlâk, nübüvvetten önce de peygamberlerin fârik vasfıydı. İBÂDETLERİN DE ÖZÜ AHLÂKİçindekiler1 İBÂDETLERİN DE ÖZÜ AHLÂK2 ZÂHİRDE KALIR3 BÂTINÎ HARAMLARA DİKKAT4 Kendimizi muhasebe edelim5 İSLÂM’I HİÇBİR SAHADA UNUTMA!6 SAHÂBÎ NELER YAPTI?7 MUHABBET İMTİHANI8 AHLÂK, TEZKİYE İLE… Günümüzde üzülerek görüyoruz ki; İslâm’ın emirlerini gerçekleştirirken zâhirî hususlara ehemmiyet veriliyor. Fakat güzel ahlâka yeterince ihtimam gösterilmiyor. Cenâb-ı Hak; zâhirî ibâdetlerin her birini, insan rûhuna şifâ olarak emretmiştir. İbâdetlerin her biri de; bizleri güzel ahlâka ulaştırmak ve mezmûm olan, çirkin ve kötü ahlâktan uzaklaştırmak gayesine mâtuftur. Meselâ; Namaz, Allâh’ın huzûrunda hiçliğin idrâki. Secdelerde Allâh’a yaklaşmak ve ilâhî mülâkat. Cemaatle namazlarla içtimâîleşmek. Cihadda olduğu gibi muntazam ve kenetlenmiş saflar hâlinde Hakk’a kulluk. Namazın faydası sadedinde, âyet-i kerîmede; Ankebût Sûresi 45 اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ ﴿٤٥﴾ Ey Muhammed! Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak olan namaz elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor. Bkz. el-Ankebût, 45 buyuruluyor. Namaz bizim için ilâhî bir röntgen mesâbesindedir ki, onunla îman ahlâkımızın Cenâb-ı Hak’la yakınlık seviyesi gösterilir. Çünkü; Namazın da bütün ibâdetlerin de mutlaka güzel ahlâk ile irtibatı vardır. Kezâ; Orucun hikmeti; Takvâya erişmeniz için, şükretmeniz için» diye beyan ediliyor. Bkz. el-Bakara, 184-185 Oruçta helâlden bile riyâzat ile istifâde var. Ağızdan gireceklere dikkat edildiği gibi, ondan çıkacak sözlere de âzamî dikkat edilmesi emrediliyor. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyor “Ya hayır söyle yahut sus!” Hâkim, IV, 319/7774 Susmak, tefekkür mâhiyetiyle ayrı bir ibâdet hâli. Buna mukabil şeytânî ve nefsânî vitrinlerden de kendini koruyabilmektir. Böyle olunca sükût, bir fazîlettir ve müstesnâ bir tefekkür malzemesidir. Bunun içindir ki; Orucun göze, kulağa ve gönle de tutturulması îcâb ediyor. Buna dikkat edilmezse orucun boşa gideceği bildiriliyor. Zekât zaten başlı başına cimrilik ve bencillikten uzaklaştırmak, merhamet ve cömertlik sıfatlarını kazandırmak gayesinin tahakkukunda birinci seviye. Farz seviyesindedir. Şunu unutmamak lâzım ki, hırsızlık en kötü bir hâldir. Zenginin, fakirlerin hakkı olan zekâtı vermemesi de aynı şekilde büyük bir hırsızlıktan başka bir şey değildir. Bu, açıkça bir zenginin fakirlerin hakkını gasp etmesidir. Gerçekleştirilen infak ve sadaka ise, hudutsuz hayır-hasenat… Cenâb-ı Hakk’a yakınlığın en güzel ölçüsü لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ “Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe birr»e hayrın kemâline vâsıl olamazsınız…” Âl-i İmrân, 92 Hacda ise; Refes yok, cidal yok, fısk yok!» buyuruluyor. Bkz. el-Bakara, 197 Nezâket ve zarâfet tâlîmi… Bir bitkiyi dahî incitmek yasak. Bir avcıya avı göstermek yasak. Hacdaki şeytan taşlamanın mâhiyeti, hayatın her safhasında iblisi taşlamak zaruretini idrâk. İki parça dikişsiz elbiseyle hiçliğe bürünmek ve Hakk’ın emri etrafında pervâne olmak… Kurban ise, fedâkârlığın ve Hakk’a yakınlığın bir zirvesi ve şiârı. Hazret-i İbrahim’in, en kıymetli oğlunu böyle bir fedâkârlık içinde oluşunu tefekkür… Hepsinin güzel ahlâk ile irtibâtı âşikâr… Yani zâhirî ibâdetlerde de Rabbimiz bizden güzel ahlâk istiyor. ZÂHİRDE KALIR Güzel ahlâka ulaşmadan, kalbi tasfiye ve nefsi tezkiye etmeden edâ edilen ibâdetler ise şekilde kalmıştır ve Cenâb-ı Hakk’ın kabulünden uzaktır. Bu sebeple Hazret-i Ömer şöyle îkāz eder “Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız. Konuştuğunda doğru söylüyor mu? Kendisine bir şey emânet edildiğinde emânete riâyet ediyor mu? Dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu? Ona bakınız.” Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, VI, 288; Şuab, IV, 230, 326 Burada Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın îkāz ettiği husus; ahlâkta derinleşmeden, bu ibâdetleri sûretâ edâ eden kişilerin düştüğü durumdur. Yûnus Emre Hazretleri de böylelerini şöyle ifade eder Yûnus Emre der; hoca, Gerekse var bin hacca. Hepisinden eyice Bir gönüle girmektir! … Ak sakallı pîr hoca, Bilemez hâli nice, Emek yimesün hacca, Bir gönül yıkar ise… … Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı, İki cihan bedbahtı, Kim gönül yıkar ise… Eğer bir kimse, namazı hakkıyla kılsa, orucu hakkıyla tutsa; onun ahlâkı da düzgün ve güzel olur. Yani konuştuğunda da doğru söyler, emânete de hıyânet etmez, helâl-haramı gözetir. Eğer bu ahlâkî vasıflara titizlikle sahip çıkarsa; namazı da huşû içinde, makbul bir namaz olur. Namaz; eğer gafletten, riyâdan, cimrilikten uzak tutmuyorsa, Cenâb-ı Hak; böyle geometriden, hendeseden, tâbir-i âmiyâne ile yatıp kalkmaktan ibâret bir namaz kılanlara şöyle buyuruyor فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَ “Yazıklar olsun o namaz kılanlara!..” el-Mâûn, 4 İbâdetleri zâhir ve bâtın her iki kanadıyla edâ edebilmenin yolu, hassâsiyettir. İnsanın ahval ve gidişâtı için para da bir röntgen mesâbesindedir. Kulun iradesi yoktur. Paranın iradesi vardır. Eğer para helâlse, helâl yola ve hayrâta gider. Hakk’a yaklaştırır. Hayır-hasenat, kazanılan malın helâliyetini gösterir. Fakat para eğer bulanıksa, bulanık yerlere gider. Eğer para haramsa, tamamen haram yerlere gider. Sonunda sahibini helâk eder. Zâhir-bâtın meselesi, haramlarda da karşımıza çıkar. BÂTINÎ HARAMLARA DİKKAT Günümüzde yine üzülerek müşâhede ediyoruz ki; Dînî hayatta zâhirî haramlardan uzak durmaya îtinâ ve dikkat edilirken, bâtınî haramlardan kaçınmaya ihtimam gösterilmeyebiliyor. Meselâ; Bir müslüman, ömrü boyunca ağzına hınzır eti koymuyor. Ondan tiksiniyor. Hattâ paketli gıdâ maddelerinden güvenmediği mamulleri almıyor, evine sokmuyor. Çok güzel. Böyle bir hassâsiyet ve şuur, îmânın ve takvânın gereği… Fakat aynı kişi; dilini yalandan, gıybetten ve nemîmeden muhafaza etmiyor. Hâlbuki bu bâtınî haramlar da en az hınzır eti kadar iğrenç ve tiksindirici. Cenâb-ı Hak, gıybetten; يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ الظَّنِّۘ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَح۪يمٌ ﴿١٢﴾ Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. Bkz. el-Hucurât, 12 Hattâ hınzır eti yemenin; başkasına doğrudan bir zararı yoktur, ferdî bir günahtır. Lâkin yalanın, gıybetin, dedikodunun ve benzeri günahların kıyâmete kalan bir de kul hakkı tarafı var. Toplumu ifsâd etmesi var. Kardeşliğe zehir saçması var. Hınzır etinden elbette tiksineceğiz. Lâkin bir müslümanın; hınzır etinden yahut içkiden uzak durduğu kadar, hattâ daha fazlasıyla yalandan, gıybetten uzak durması lâzım. Onları önemsiz addetmemesi lâzım. Hafife almaması lâzım. Bir mü’minin seviyesini gösteren en mühim alâmet; İnsanlar; onun elinden, dilinden ve ahlâkından müstefîd oluyor mu? Oluyorsa, onlar için şöyle buyrukur buyurulur اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ﴿٦٢﴾ “Onlar korkmayacaklardır da üzülmeyeceklerdir de.” Yûnus, 62 Bir başka misal ile anlatalım Hiçbirimiz kan, idrar ve benzeri bir necâsetin üzerimize veya elbisemize bulaşmasına râzı olmayız. Kazârâ bulaşsa temizlemek için derhâl harekete geçeriz. Umursamazlık etmeyiz. Bir de görünmeyen necâsetler var. Kibir, haset, kin, cimrilik, bencillik, enâniyet ve benzeri çirkin ve rezil duygular; kalpleri mülevves hâle getiriyor. Artık o kalp ile zemzem de ikrâm edilse boş… Çünkü kap kirli. Kirli bir kalp, Cenâb-ı Hakk’a nasıl yaklaşabilir ki! Hâlbuki; Îman önce لَا اِلٰهَ / lâ ilâhe» yani kalbi her türlü mazarratlardan temizlik ile başlar. Tâ ki, îman seviye bulsun ve îmânın hakikati kalpte kök salsın. Kendimizi muhasebe edelim Zâhirî necâsetlere gösterdiğimiz teyakkuzu, mânevî ve bâtınî necâsetlere gösteriyor muyuz? Onları temizlemek için ne kadar gayret ediyoruz? Onlardan ne kadar rahatsız oluyoruz? Bâyezîd-i Bistâmî -kuddise sirruhû- bir gün dar bir sokaktan geçerken bir köpekle karşılaşır. Hazret, necâset bulaşmasın diye eteklerini toplar. Köpek tam karşısında durur ve lisân-ı hâl ile şöyle der “Benden sana bulaşacak kir, bir kova su ile yıkamakla temizlenir ama; başkasını hor gören, istihkar eden bir nazardaki kibir ve enâniyet kiri, yedi deryâda yıkansa arınmaz!” İSLÂM’I HİÇBİR SAHADA UNUTMA! Çünkü İslâm; ilâhî tâlîmatların, ilâhî emir ve yasakların tamamıdır. İslâm; hayatın bir kısmında tatbik edilip, bir kısmında unutulmamalıdır. İslâm, camiye hapsedilmemelidir. İslâm sadece zâhirî ibadetleri îfâ edip, sadece zâhirî haramlardan kaçınmaktan ibâret zannedilmemelidir. Bu münasebetle; Dînin bir sahasındaki kusur, her tarafa sirâyet eder. Kanadının biri kırık olan kuşun uçamaması gibi, zâhir veya bâtın kanatlarından birini ihmal eden mü’min de hiçbir mesafe kat edemez. Günümüzde hayatın bazı noktalarında İslâm maalesef unutuluyor. Bazı günahları işlemek tabiî hâle geliyor. Bu da şeytanın bir hilesi. Meselâ fâiz, Allah ve Rasûlü’nün harp açtığı bir haram. Mü’minin iki dünyasını da harap edecek bir çirkinlik. Mü’min; fâiz mekânlarının önünden dahî, hızlı geçmeli. Mümkünse başka yolu kullanmalı. Fakat kimi gafiller, fâize baştan üzülerek giriyor. Kendince; Zaruret var, mecburiyetten giriyorum.» diyor. Sonra alışıp gidiyor. Allah korusun… Dedikodu da böyle. Günahlarda bir câzibe var. Kişi başlangıçta dedikodu yaptığında üzülüyor. Vicdanı rahatsız oluyor. Sonra o rahatsızlığı umursamayıp o günahı işleye işleye tabiî hâle geliyor. Sempatik gelmeye başlıyor. Pişmanlık duygusunu dahî yitiriyor. Günahların bu seviyeye gelmesi fısk ve fücurdur. Tesettürden verilen fireler de böyle. Âyet-i kerîmede cilbab buyuruluyor. Mantoyu çıkarıyor, ev kıyafetiyle sokağa çıkıyor. Baş örtülü, ama vücut hatları ortada. Böyle de olur, zannediyor. Hâlbuki yegâne ölçü, Allâh’ın rızâsı. Bu tür ahvalde, gafil insanlar, günahlarına ortak ararlar. Bahane olarak; Herkes yapıyor, herkes fâize bulaşıyor, herkes gıybet ediyor.» derler. Hâlbuki bizim ölçü alacağımız toplum, ashâb-ı kiram toplumudur. Zira Cenâb-ı Hak buyurur وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ﴿١٠٠﴾ İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. Tevbe,100 Ölçü, günümüz değil asr-ı saâdettir. Bizim için örnek toplum, sahâbe-i kiram hazerâtıdır. Her medeniyet, kendi insan tipini meydana getirir. Cenâb-ı Hakk’ın arzu ettiği insan tipi de asr-ı saâdet insanıdır. –Ben bu topluma göre gayet iyiyim!» ifadesi, boş bir lâkırdıdır. Dolayısıyla demeli ki –Acaba asr-ı saâdet insanı nasıldı, ben nasılım?» SAHÂBÎ NELER YAPTI? Sahâbî Mekke’de îmânı uğruna canını ve malını tehlikeye atmaktan çekinmedi. En ağır zulümlere karşı dahî îmânından tâviz vermedi. Îmânını korudu. Medine’de dînini yaşamak için bütün fedâkârlığa katlandı. Büyük bir aşk ve vecd içerisinde emirleri yerine getirdi. Cihâd etti. Bir taraftan yahudiler, bir taraftan Mekkeli müşrikler ve bir taraftan münafıkların yani üç ateşin arasındaydı sahâbî. Cenâb-ı Hak’tan inen her emre ise سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا» demekte ve onu muhabbetle tatbik etmekteydiler. Cenâb-ı Hak ile olan dostluğun teşekkürü olarak da yeryüzünde Allâh’ın şahidi olarak dünyaya yayıldılar. Semerkant’a, Çin’e, Kayravan’a ve İstanbul’a gittiler. Böylece canlarını ve mallarını Hakk’a yaklaşmanın sermayesi yaptılar. İslâm, teslîmiyettir. Ön kabuldür. İlâhî tâlîmatlara gönülden bağlanıp îfâ etmektir. İşine gelen kısımlarını alıp, diğerlerini görmezden gelerek yaşanan bir din; Cenâb-ı Hakk’ın kabul edeceği bir Müslümanlık olmaz. Müslümanlık bir şahsiyettir. Âyet-i kerîmede buyurulur وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَاۤ اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ “İnsanları Kur’ân ile Allâh’a çağıran yaşayan ve yaşatan, amel-i sâlih işleyen dâimâ Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesi üzere hareket eden, O’nun izinden giden ve; Ben müslümanlardanım.» diyenden yani dâimâ İslâm şahsiyet ve karakterini tevzî edenden daha güzel sözlü kim olabilir?” Fussilet, 33 Demek ki bir müslüman yaşayacak ve yaşatacak. Müteâkip âyet-i kerîmede de güzel ahlâkın zirvesi emrediliyor وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ ﴿٣٤﴾ “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tarz­da önlemeye çalış. O zaman göreceksin ki; seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan ve sıcak bir dost olu­vermiştir.” Fussilet, 34 MUHABBET İMTİHANI Allâh’ı ve Rasûlullâh’ı seviyorsak, bunun testi nedir? Bunun imtihanı ve ispatı ne iledir? Âyet-i kerîmede buyurulur لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ “Sevdiklerinizden vermedikçe birr»e hayrın kemâline vâsıl olamazsınız…” Âl-i İmrân, 92 Yine güzel ahlâk Yani bencillikten, cimrilikten kurtulmak; fedâkârlık ve cömertlik gösterebilmek… Bunları gerçekleştiremedikçe, hayrın kemâline ulaşmak mümkün değil. Hadîs-i şerifte buyurulur “Merhametli olan kişiye Allah merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündekiler de size merhamet etsin…” Tirmizî, Birr, 16; Ebû Dâvud, Edeb, 58 Rabbimiz bize mağfiretini hatırlatıyor. Bağışlamasını hatırlatıyor ve kardeşlerimizin kusurunu affetmemizi bizden istiyor اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٢٢﴾ “Allâh’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” en-Nûr, 22 Bu âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzûlü çok ibretlidir. Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh-, Mıstah adlı fakir bir muhâcire yardım ederdi. Bu kişi; Hazret-i Âişe’ye iftira yaygarasına karışınca Hazret-i Ebûbekir, Mıstah’a yardım etmeyeceğine dair yemin etti. Bunun üzerine Mıstah zor duruma düştü. Cenâb-ı Hak, bu yemine râzı olmadı. Onu affetmesini istedi. Hazret-i Ebûbekir de affetti. AHLÂK, TEZKİYE İLE… Güzel ahlâk sahibi olmak kolay değildir. Kalbin sanatıdır. İnsan; gözüne, diline veya dudağına hükmedebilir. Onları yumabilir, tutabilir, susturabilir. Biraz irade eğitimiyle bu mümkündür. İşte oruç ibâdetinde bunu tâlîm ediyoruz. Fakat kalbi susturmak, işte bu o kadar kolay değildir. Büyük bir cehd ister. Tezkiye ister. Yegâne kurtuluş da budur قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا “İç âlemini temizleyen, felâha erdi.” eş-Şems, 9 قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى “Temizlenen kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” el-Alâ, 14 Güzel ahlâkın kemâlini elde etmenin zorluğuna işaretle, Peygamber Efendimiz; اَلْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ “Birr hayrın kemâli, gerçek iyilik, sâlih bir insan olmak, güzel ahlâktır.” Müslim, Birr, 14, 15 buyurmuştur. Şu hadîs-i şerif de câlib-i dikkattir “Mü’min; güzel ahlâkı sayesinde, gecesini ibâdet, gündüzünü oruçla geçiren kişinin derecesine ulaşır.” Ebû Dâvûd, Edeb, 7 Ancak bu seviye, bazı kendini bilmezlerin; “Biz ibâdet etmesek de kalbimiz temiz!” demesi gibi bir akıl tutulması değildir. Çünkü temiz bir kalp, Allâh’a kulluktan uzak kalamaz. Bilâkis Rabbimiz; فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى۟ ﴿٣٢﴾ “Kendi kendinizi temize çıkarmayın!” en-Necm, 32 buyurmuştur. Gerçek güzel ahlâk, kalbin rafine olmasıdır. Bu da ancak; terbiye ve tezkiye ile mümkün. Ancak nebevî rehberlik ile mümkün… Asr-ı saâdetten şu hâtıra, hadîs-i şerîfin îzâhı mâhiyetindedir Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’ın naklettiği şu hâdise de, îman kardeşliği ve güzel ahlâkın, Allâh’ın rızâsını kazanmakta ne kadar mühim olduğunu beyân etmektedir Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile beraber oturuyorduk. Buyurdular ki “–Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.” Bir de baktık ki ensardan, abdest suyu sakalından damlayan ve ayakkabılarını sol eline almış bir adam çıkageldi. Ertesi gün olunca Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yine evvelki gibi söyledi. Bu adam yine önceki gibi çıkageldi. Üçüncü gün olunca Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz yine aynı sözü tekrar etti ve yine aynı adam ilk hâliyle geldi. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kalkınca Abdullah bin Amr -radıyallâhu anhümâ-, o adamı takip etti ve ona; “–Ben babamla münakaşa ettim, üç gün onun yanına gitmeyeceğime yemin ettim. Bu zaman zarfında beni evinde misafir eder misin?” dedi. Adam da kabul etti. Daha sonra olanları, Abdullah bin Amr -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlattı “–Üç geceyi onunla bir arada geçirdik. Fakat gece boyunca uzun uzun ibâdet ettiğini görmedim. Ancak fecre kadar, zaman zaman uyanıp zikretti ve tekbir getirdi. Onun hayırdan başka bir şey söylediğini de işitmedim. Üç gün geçince sanki onun amelini küçümser gibi oldum ve dedim ki –Ey Allâh’ın kulu! Babamla aramda bir ihtilâf yoktur. Fakat Rasûl-i Ekrem’in senin için üç kere; Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.’ buyurduğunu işittim. Üç defa da sen çıkageldin. Ne gibi ameller işlediğini öğrenmek için senin yanında kalmak ve seni örnek almak istedim. Fakat senin büyük bir amel işlediğini de görmedim. Seni Rasûlullâh’ın söylediği mertebeye ulaştıran amel nedir?» O zât; –Şu gördüğünden başkası değildir.» dedi. Fakat ben ayrılmak için döndüğümde ardımdan seslenerek dedi ki –Evet, benim amelim, senin gördüğünden başkası değildir. Ancak ben müslümanlardan hiç kimseye karşı kalbimde en ufak bir kin tutmam ve Allâh’ın verdiği herhangi bir nimet ve hayırdan dolayı da kimseye asla haset etmem.» Bunun üzerine; –İşte seni o dereceye ulaştıran bu hâlindir.» dedim.” Ahmed, III, 166 Ahlâkı güzelleştirmenin zorluklarından biri de zor zamanlarda imtihan edilmesidir. Meselâ insan; gazabını tahrik edecek bir hâdisenin veya sataşmanın olmadığı bir yerde gayet sakindir. Fakat o tahrik gerçekleştiğinde; sadme-i ûlâda sabredebilmek, dili, eli ve kalbi tutabilmek, işte gerçek güzel ahlâk budur. Bunun için insanın, nefsini tanıması ve zaaflarını tespit ederek kapatması lâzımdır. Zaaflarını gidermez ise güzel ahlak dâimâ zedelenir, zarar görür. Cenâb-ı Hak, bizlere Habîbi’nin güzel ahlâkından hisseler nasîb eylesin. “Allâh’ım! Yaratılışımızı güzel kıldın, ahlâkımızı da güzelleştir!” Güzel Ahlak Vaazı İndir DOC Yüzakı Dergisinden İstifade Edilmiştir. Üç tane güzel davranış örneği söyleyiniz. Bunları niçin güzel davranış olarak kabul ettiğinizi sınıfınızda anlatınız. Yardım etmek, Dinimiz; yaşlıları, kimsesizleri koruyup gözetmeyi, yoksullara ve muhtaçlara yardımcı olmayı emreder. İhtiyaç sahiplerine yardımda bulunmak güzel davranış örneğidir. Yardımda bulunmak diğer insanlara faydalı olmak iyi bir davranıştır. Büyüklere sayılı olmak. Bir Müslüman; annesine, babasına ve diğer büyüklerine karşı saygılı olmalı, küçüklerini sevmeli ve korumalıdır. Müslüman güler yüzlü olmalı, büyüklerine karşı saygıda kusur etmemelidir. Çevresindekilerle iyi geçinmeli, kötü söz söylememeli, kimseyi kırıp incitmemelidir. Dinimiz, bunun gibi bütün erdemli davranışları, salih amel kabul eder ve bunların yaygınlaşmasını ister. Çalışmak ve üretken olmak, Müslüman, topluma, insanlığa, bütün canlılara faydalı bir insan olmalıdır. Kendinden başka varlıklara da yararlı olmak güzel bir davranıştır. Dürüst olmak, doğru ve güvenilir olmak, islamın emrettiği en önemli olması gereken davranışlardandır. İslamda güzel ahlak İslâm Dini kadar güzel ahlaka önem veren bir başka din veya düşünce sistemi göstermek mümkün değildir. Öyleki Peygamber Efendimiz "İslâm, güzel ahlâktır" buyurmuştur. Hz. Peygamberin güzel ahlâka teşvik eden bir çok güzel sözü vardır. "Mü’minlerin îmanca en kamil olanı, ahlâkI en güzel olanıdır" "İçinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlaki en güzel olanlarınızdır" hadisleri bunlardan sadece ikisidir. Kur’an-ı Kerim’de adalet, ahde vefa, affetme, alçak gönüllülük, ana-babaya itaat, sevgi, kardeşlik, barış, güvenirlilik, doğruluk, birlik, beraberlik, iyilik, ihsan, iffet, cömertlik, merhamet, müsamaha, tatlı dilli olma, güler yüzlülük, temiz kalplilik gibi güzel ahlâki hasletlere teşvik eden ve zulüm, haksizlik, riya, haset, gıybet, çirkin sözlülük, asık suratlılık, cimrilik, bencillik, kıskançlık, kibir, kin, kötü zan, israf, bozgunculuk... gibi kötü hasletlerden nehyeden pek çok âyetin yer alması, Kur’an’da ahlaka ne kadar önem verildiğinin bir göstergesidir. Kaynakwh Peygamber Efendimizin güzel ahlaka teşvik eden ve kötü hasletlerden nehyeden hadisleri ise neredeyse bir kitap oluşturacak kadardır. O sadece bu sözleri söylemekle kalmamış, güzel ahlaki bizzat yasayarak insanlara örnek olmuş ve öğretmiştir. Bu yüzden O’nun ahlaki, İslâm ahlakinin en güzel tatbikatını oluşturmaktadır. İste bu sebeple burada peygamberimiz Hz. Muhammed’in güzel ahlakından az da olsa sözetmek istiyoruz. Çünkü O gerçekten en güzel örnektir Peygamber Efendimiz güler yüzlü, nazik tabiatlı, ince ve hassas ruhlu idi. Kati yürekli, sert ve kırıcı değildi. Ağzından sert ve kaba hiçbir söz çıkmazdı. Başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse "içinizden bazı kimseler, söyle söyle yapıyorlar..." Şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlışı ve hataları düzeltirdi. Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözügereğinden çok uzatmazdı. Kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaz, kimsenin gizli hallerini araştırmazdı. Allah’a hürmetsizlik olmadıkça, sahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun, bağışlar, eline imkan geçince öç almayı düşünmezdi. Son derece iffet ve haya sahibiydi. Bütün insanları eşit tutar, zengin fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüstlükten ayrıldığı, saka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu yüzden O’na henüz peygamberlik verilmeden önce "Muhammed’ül-Emin" denilmişti. Nitekim Peygamberliğini haber verdiği zaman, iman etmeyenler bile O’na "yalancı, yalan söylüyor" diyememiştir. En yakın akrabalarını safa tepesinde toplayıp onlari İslâm’a davet için, "Size su dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylesem, bana inanırmısınız?" dediği zaman "Hepimiz inanırız. Çünkü sen yalan söylemezsin" diye cevap vermişlerdi. Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi. "Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür. İyilik ve hayır da, kişiyi Cennete ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddıklar zümresine yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız; Çünkü yalan insani kötülüğe sevkeder. Kötülük de kişiyi Cehennem’e götürür. İnsan yalan söylemeğe ve yalan aramağa devam ede ede, Allah katında nihayet yalancılardan yazılır" buyurmuştur. Rasûlüllah insanların en cömerdi ve en kerimiydi. Eline gecen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi. Peygamberimizin ahlakini özetleyen bu kısım. Kısmî tasarruflarla İrfan YÜCEL’in "Peygamberimizin Hayati" adli eserinden iktibas edilmiştir. Son derece mütevâzı ve alçak gönüllü idi. Bir topluluğa geldiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi bos bulursa, oraya otururdu. Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı. Arkadaşları her işini yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün islerini kendi görür, ev islerinde hanımlarına yardim ederdi. Methedilmesini ve aşırı hürmet gösterilmesini istemezdi. Fakir kimselerle düşüp kalkmaktan, yoksulların, dulların, kimsesizlerin islerini görmekten zevk alırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmemezlik etmezdi. Yiyecek bir şey bulamayınca, aç yattığı da olurdu. Bütün islerini tam bir düzen ve nizam içinde yapardı. Namaz ve ibadet vakitleri, uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misafir ve ziyaretçilerini kabul edeceği hep belliydi. Vaktini boşa geçirmez, her ânini faydalı bir isle değerlendirirdi. "İnsanların çoğu, iki nimetin kıymetini takdirde aldanmışlardır "Sıhhat ve boş vakit", buyurmuştur. Kaynakwh İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir. Rasûl-i Ekrem ilk vahiyden sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz. Hatice "Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten aciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Müsafiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin..." diyerek O’nun peygamberliğini hemen kabul etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir. Çocukluğundan itibaren Medine’de 10 yıl hizmetinde bulunan Hz. Enes "Rasûlüllah 10 yıl hizmet ettim. Bir kere bile canı sıkılıp, öf, niçin böyle yaptın, neden şunu yapmadın, diye beni azarlamadı" demiştir. Peygamber Efendimizin bizzat yaşayarak, uygulayarak çizdiği bu ahlaki tablo, hiç şüphesiz İslâm ahlâki hakkında bir fikir vermektedir. *Kendisi için istediğini başkası için de istemek, kendisi için arzulamadığını başkaları için de arzulamamak, *Olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmak, *Küçüklere sevgi büyüklere saygı, *Affetmek, hoşgörülü davranmak, başkalarının kusurlarını araştırmamak, *Öfkeye hakim olmak, *Sözünde durmak, ahde vefa göstermek, *Doğruluk ve dürüstlükten zerrece taviz vermemek, *Güvenilir olmak, *Kibirden gururdan sakınmak mütevazî olmak, *Cimrilikten, tamahtan uzak durmak,cömert olmak, *Her hususta sabırlı olmak, *Asla adaletten ayrılmamak, *Maddi ve manevi temizliğe riayet etmek, *Allah’ın kendisine verdiği sağlığına ve sıhhatine çok dikkat etmek, *Boş vakitlerini hayırlı işlerde değerlendirmek, ve benzeri yüzlerce muazzam ahlâkî prensibe özenle yer veren İslâm ahlakını her yönüyle tanımak için bu konuyu geniş olarak inceleyen eserlere müracaat etmek gerekmektedir. İslam Dininde ahlakın büyük bir önemi vardır. İslâm'ın gayesi; insanları güzel ahlak sahibi yaparak olgunlaştırmaktır. İslam Peygamberi Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur. "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Bir müslümanın değeri, ahlakının güzelliği ile ölçülür. Bu konuda, Hz. Peygamber, kendisine en sevimli olanların, güzel ahlak sahipleri olduğunu bildirmiş. ''Allah katında en sevgili kullar kimlerdir?'' sorusuna da, ''Ahlakı en güzel olanlardır" cevabını vermiştir Yüce Rabbimiz, insanlığı, inançsızlığın karanlığından çıkarıp iman ve güzel ahlakın aydınlığına kavuşturmak için Peygamberler ve Kitaplar göndermiştir[1]. İnsanları, asla rehbersiz bırakmamış ve son olarak da, Kur’an-ı Kerîm’i ve Peygamberimiz Hz. Muhammed göndermiştir. İslam dininin gayesi, “Tevhîd” inancını, bütün insanların gönüllerine nakşetmeleri ve onların güzel ahlak sahibi fertler olmalarıdır. Bakınız Kuran, bu hususta şöyle buyuruyor”Ey Ehl-i Kitap! Size, kitabınızdan gizlediklerinizin birçoğunu ortaya koyup açıklayan, birçoğunu da bağışlayan Elçimiz geldi. Gerçekten size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. Allah bu Kitap’la, rızasını gözetenlere kurtuluş yollarını gösterir, Kendi izni ile onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola ulaştırır”[2]. Hz. Peygamber gönderiliş amacını da kendileri, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”[3] şeklinde açıklamaktadır. Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber’i şöyle tanıtmaktadır “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin” ve “Andolsun ki, Allah’ın Resulü sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”[4] Kur’an-ı Kerim, itikat, ibadet ve ahlaka ait esasları, bir çok ayette birlikte zikreder. Bu da bize, iman ile ahlaki davranışlar arasında sıkı bir irtibatın bulunduğunu gösterir. Ahlak kavramı, bir insanın bütün davranışlarını kapsar. İbadetin bir hikmeti de insanı güzel ahlak sahibi olmaya yönlendirmektir. Bunun için güzel ahlak, Müslümanların “İman bakımından müminlerin en olgunu, ailesine karşı şefkat, merhamet gösteren ve ahlakı güzel olandır”[5] buyurmuşlardır. Kur’an-ı Kerim, olgun müminleri; zor günlerde yoksulu doyuran, birbirine doğruyu tavsiye eden, Allah’ın koyduğu sınırları aşmayan, kötülüğün gizlisine de açığına da yaklaşmayan, cana kıymayan, ölçü ve tartıda adaleti gözeten, ölçülü konuşan, verdiği sözde duran, insanlara karşı büyüklük taslamayan, verilen emaneti koruyan, sözü özü bir olan, ana babaya, akrabaya, komşuya, arkadaşa ve yönetimindekilere güzel davranan kişiler olarak nitelendirir. Güzel ahlakı korumak, Yüce Rabbimizin emridir. Aynı zamanda toplum hayatını sürdürmenin ve insanlık onurunu yüceltmenin bir gereğidir. Bir insanın yaptığı kötü bir davranışın, ailesinden başlayarak bütün topluma dokunan zararları vardır. Bunun için ahlaka aykırı tavırları görüp geçiştirmek, onun yayılmasına imkan hazırlamak demektir. Güzel ahlaka aykırı görülen davranışları, uygun bir lisan ile düzeltmeye çalışmak, iyi huylu olmayı teşvik etmek, toplum için önemli bir görevdir. “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir”[6]. [1] Hadîd, 57/9 [2] Maide, 5/15, 16 [3] İmam Malik; Muvatta, Husnu’l Hulk, 8, II/904. [4] Kalem, 68/4; Ahzab, 33/21. [5] Et-Terğib, 4/182 [6] Al-i İmrân, 3/l Aşağıda güzel ahlaka örnek olarak beş davranış yazınız kısaca olarak ele alacağız. Güzel ahlak, iyiyi, doğruyu ve güzeli yaşama, yaşatma ve yayma isteği, arzusu ve ereği olarak tarif edilebilir. Ahlaklı olmak erdemli olmak demektir. İnsanlara yardım etmek, insanlara yük olmamak, hoşgörülü, merhametli, adil, vicdanlı ve insaflı olmak güzel ahlaklı olmak demektir. Kültür değerlerine sahip olmak, manevi değerleri yaşamak, insani değerlere önem vermek güzel ahlak davranışlarının anlamlı hale gelmesini sağlar. Bu nedenle insanların güzel ahlaklı olması ve güzel ahlakı da yayması gerekir. Güzel ahlaka örnek olan beş davranış şu şekildedir *Yalan söylememek *Dürüst olmak *İnsanlara yardım etmek *Verilen sözü tutmak *Emanete ihanet etmemek

güzel ahlaka örnek olarak 5 davranış yazınız