Eğersana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever. Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir.
Onlardurmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. «Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!» derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah´a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın.
MâideSuresi 41. Ayet - Ey Resûl! Suresi 41 Fussilet Suresi 42 Şûrâ Suresi 43 Zuhruf Suresi 44 Duhan Suresi 45 Câsiye Suresi 46 Ahkâf TEVHİD MEALİ
Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. 4 - Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, elbette yaratacağından, dileyeceğini seçecekti. Ama o bundan münezzehtir. O, tek ve kahredici olan Allah'tır. 5 - O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne
4 - İnkâr edenler: "Bu Kur'ân Muhammed'in uydurmasıdır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular. 5 - "Kur'ân öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırmış da sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler. 6 - Ey Muhammed! De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen
Vay Tiền Nhanh. Bugün size dininizi kemal erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim Maide Süresi 4Bu, Allah’ın bu ümmete en büyük lütfudur. Zira, dinlerini kemale erdirdiğinden onlar başka hiçbir dine, peygamberleri dışında hiçbir peygambere ihtiyaç duymazlar. Bu yüzden de yüce Allah O’nu Peygamberin sonuncu yapmış, Onu hem insanlara hem de cinlere göndermiştir. Artık Onun helal dediğinden başka hiçbir şey helal, haram dediğinden başka hiçbir şey haram dini hükümler Onun getirdiği ve koyduğu kurallardır. Bildirdiği her şey gerçektir, doğrudur; Onda hiçbir yalan ve boş hiçbir vaat yoktur. O yüzden yüce Allah başka bir yerde de;“Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır 1” haberleri doğru, emir ve yasakladı adildir. Allah dinlerini kemale erdirince onlara olan nimetini de tamamlamıştır. O yüzden yüce Allah;“Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim” buyuruyor. Yani, sizde kendiniz için bu dini beğenin. Zira, yüce Allah’ın hoşnut olduğu ve sevdiği değerli peygamberlerinin en üstünü ile gönderdiği ve en şerefli kitabı ile indirdiği din peygamberine ve müminlere, onlara bildirdiği iman esaslarını kemale erdirdiğini ve dolayısıyla hiçbir eklemeye asla ihtiyaç duymayacaklarını, onu tamamladığını ve dolayısıyla hiçbir zaman eksiltme yapmayacağını, ondan razı ve hoşnut odluğunu ve asla hoşnutsuzluk göstermeyeceğini ifade İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C 12 / bkz 4431- En’am Süresi 115
يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْۚ وَمِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَر۪ينَۙ لَمْ يَأْتُوكَۜ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِه۪ۚ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫ت۪يتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواۜ وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْۜ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ ۚ فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ ۖ وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا ۖ وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ ۚ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ Semmaune lil kesibi ekkalune lis suht fe in cauke fahküm beynehüm ev a’rıd anhüm ve in tu’rıd anhüm fe ley yedurruke şey’a ve in hakemte fahküm beynehüm bil kıst innellahe yühıbbül muksitıyn Kelime Okunuşu Anlamı Kökü سَمَّاعُونَ semmāǔne kulak verirler لِلْكَذِبِ lilkeƶibi yalana أَكَّالُونَ ekkālūne yerler لِلسُّحْتِ lissuHti haram جَاءُوكَ cā`ūke sana gelirlerse فَاحْكُمْ feHkum hüküm ver بَيْنَهُمْ beynehum aralarında أَعْرِضْ eǎ’riD yüz çevir تُعْرِضْ tuǎ’riD yüz çevirirsen يَضُرُّوكَ yeDurrūke sana zarar veremezler حَكَمْتَ Hakemte hüküm verirsen فَاحْكُمْ feHkum hüküm ver بَيْنَهُمْ beynehum aralarında بِالْقِسْطِ bil-ḳisTi adaletle الْمُقْسِطِينَ l-muḳsiTīne adalet yapanları Abdulbaki Gölpınarlı Abdulbaki Gölpınarlı Onlar, yalan söylemek için boyuna dinlerler, haramı ve rüşveti de boyuna yerler. Sana gelirlerse aralarında hüküm ver, yahut da yüz çevir onlardan. Yüz çevirirsen, kesin olarak sana hiçbir zarar veremez onlar ve eğer hüküm verirsen, aralarında, adâletle hüküm ver, şüphe yok ki Allah, adâlet sahiplerini sever. Abdullah Parlıyan Abdullah Parlıyan Onlar her türlü yalanı, can kulağıyla dinleyenler ve kötü olan herşeyi de, aç gözlülükle yutanlardır. Öyleyse bir karar vermen için sana gelirlerse, ister onlar arasında karar verirsin, ister kendilerinden yüz çevirirsin. Eğer onları kendi hallerine bırakırsan, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama onlar hakkında bir karar vereceksen, adaletle karar ver. Allah adil davrananları sever. Adem Uğur Adem Uğur Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever. Ahmed Hulusi Ahmed Hulusi Onlar sürekli yalan dinleyenler, çokça haram yiyenlerdir... Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir... Eğer onlardan yüz çevirir isen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler... Şayet hükmedersen onların arasında adaletle hükmet... Muhakkak ki Allâh muksitleri âdil olup her şeyin hakkını verenleri sever. Ahmet Varol Ahmet Varol Sürekli yalana kulak verir, haram yerler. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer kendilerinden yüz çevirirsen sana hiç bir zarar dokunduramazlar. Eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adaletli davrananları sever. Ali Bulaç Ali Bulaç Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. Ali Fikri Yavuz Ali Fikri Yavuz Onlar boyuna yalancılık için dinlerler, boyuna haram yerler. Eğer aralarında hüküm vermek için sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister kendilerinden yüz çevir; eğer yüz çevirirsen, sana hiç bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen, aralarında adâletle hüküm ver. Çünkü Allah, adâlet sahiblerini sever. Bayraktar Bayraklı Bayraktar Bayraklı Onlar yalanı can kulağı ile dinlerler; haramı tıka basa yerler. Sana geldiklerinde, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adâletle hükmet! Allah, âdil davrananları sever. Bekir Sadak Bekir Sadak Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eger sana gelirlerse aralarinda hukmet, yahut onlardan yuz cevir; yuz cevirirsen sana bir zarar veremezler. Eger hukmedersen aralarinda adaletle hukum ver. Allah adil olanlari sever. Celal Yıldırım Celal Yıldırım Yalana iyice kulak verirler, durmadan haram yerler. Şayet sana gelirlerse, aralarında hükmet veya istersen kendilerinden yüzçevir. Yüzçevirecek olursan sana elbette hiçbir zarar veremezler. Hükmedecek olursan aralarında adalet ve insafla hükmet. Çünkü Allah şüphe yok ki âdil ve insaflı olanları sever. Cemal Külünkoğlu Cemal Külünkoğlu Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever. Diyanet İşleri Diyanet İşleri Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever. Diyanet Vakfı Diyanet Vakfı Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever. Edip Yüksel Edip Yüksel Yalana kulak veriyor, yasa dışı yoldan yiyorlar. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, istersen yüz çevir. Onlardan yüz çevirdiğin taktirde sana hiçbir zarar veremezler. Hüküm verirsen, aralarında adaletle hüküm ver. ALLAH adaletli olanları sever. Elmalılı Hamdi Yazır Elmalılı Hamdi Yazır Onlar, yalana çok kulak verirler ve çok haram yerler. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Eğer aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz Allah, adaletli davrananları sever. Fizil-al il Kuran Fizil-al il Kuran Onlar körü körüne yalana kanarlar ve ısrarla haram yerler. Eğer sana gelirlerse istersen aralarında hüküm ver, istersen kendilerine yüz çevir. Eğer onlara yüz çevirirsen sana hiç bir zarar dokunduramazlar. Eğer aralarında hüküm verirsen adalet uyarınca hüküm ver. Çünkü Allah adalete bağlı olanları sever. Gültekin Onan Gültekin Onan Onlar yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet ve onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz cevirecek olursan, sana hiç birşeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Kuşkusuz Tanrı adaletle hüküm yürütenleri sever. Harun Yıldırım Harun Yıldırım Onlar yalanı çokça dinleyicidirler ve haram yiyendirler. Sana gelirlerse aralarında hükmet ya da onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Hükmedersen aralarında adaletle hükmet. Muhakkak Allah adaletli olanları sever. Hasan Basri Çantay Hasan Basri Çantay Alabildiğine yalanı dinleyenler, haram yiyenlerdir onlar. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Şayet kendilerinden yüz çevirirsen sana hiç bir şeyle zarar yapamazlar, Eğer hükmedersen aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adalet saahiblerini sever. Hayrat Neşriyat Hayrat Neşriyat Onlar o münâfıklar ve yahudiler yalancılık etmek için can kulağıyla dinleyenler,ve rüşvet alıp dâimâ haram yiyenlerdir. Fakat sana gelirlerse, artık aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir! Şâyet onlardan yüz çevirirsen, o takdirde sana aslâ hiçbir zarar veremezler. Ama hüküm verirsen, artık aralarında adâletle hükmet! Çünki Allah, adâletli olanları sever. İbn-i Kesir İbn-i Kesir Yalan kulak verici, haramı yiyicidirler. Sana gelirlerse; ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen; sana hiçbir zarar veremezler. Şayet hükmedersen de; aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah; adil olanları sever. İlyas Yorulmaz İlyas Yorulmaz Onlar yalan olan her sözü dinliyorlar ve helal haram demeden ne bulurlarsa aç gözlülükle yiyorlar. Eğer sana gelirlerse, aralarında hüküm ver ve onlardan ayrıl verdiğin hükmü kendileri uygulasın. Hükmü uygulamakta onlardan yüz çevirirsen, onlar sana hiçbir zarar veremezler. Onlar arasında hüküm verirken de adalet ile hüküm ver. Allah adil davrananları sever. İskender Ali Mihr İskender Ali Mihr Yalan söylemek için dinleyenler, çok haram yiyenler, sonra da Tevrat’ın hükmüne razı olmayıp eğer sana gelirlerse, o taktirde onların arasında hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Ve eğer, onlardan yüz çevirecek olursan artık sana asla hiç birşeyle zarar veremezler. Ve şayet, aralarında hükmedecek olursan, o taktirde adalet ile hükmet. Muhakkak ki Allâh muksıtîn âdil olanları sever. Kadri Çelik Kadri Çelik Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. O halde eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir. Yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever. Muhammed Esed Muhammed Esed onlar, her türlü yalanı can kulağıyla dinleyenler, kötü olan her şeyi aç gözlülükle yutanlardır! Öyleyse bir karar vermen için sana gelirlerse ister onlar arasında karar verirsin, ister kendi hallerine bırakırsın Çünkü eğer onları kendi hallerine bırakırsan sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama eğer bir karar verirsen, onlar arasında adaletle karar ver Allah adil davrananları bilir. Mustafa İslamoğlu Mustafa İslamoğlu Onlar yalana kulak kesilir, haram adına ne varsa ona yumulurlar. İmdi eğer sana başvururlarsa; ister aralarında hüküm ver, ister onları kendi hallerine bırak. Zira eğer onları kendi hallerine bırakacak olursan, sana hiçbir zarar veremezler. Ama eğer hüküm verecek olursan aralarında adaletle hükmet çünkü Allah adil olanları sever. Ömer Nasuhi Bilmen Ömer Nasuhi Bilmen Onlar yalanı ziyâdesiyle dinleyicilerdir. Haram olanı da pek çok yiyicilerdir. Artık sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Ve eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiç bir şey ile zarar veremezler ve eğer hükmedersen aralarında adâletle hükmet. Şüphe yok ki Allah Teâlâ adâlette bulunanları sever. Ömer Öngüt Ömer Öngüt Onlar hep yalana kulak verirler, durmadan haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, veya onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Hüküm verirsen aralarında adaletle hüküm ver. Çünkü Allah adalet yapanları sever. Sadık Türkmen Sadık Türkmen Onlar yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah âdil davrananları sever. Seyyid Kutub Seyyid Kutub Onlar körü körüne yalana kanarlar ve ısrarla haram yerler. Eğer sana gelirlerse istersen aralarında hüküm ver, istersen kendilerine yüz çevir. Eğer onlara yüz çevirirsen sana hiç bir zarar dokunduramazlar. Eğer aralarında hüküm verirsen adalet uyarınca hüküm ver. Çünkü Allah adalete bağlı olanları sever. Suat Yıldırım Suat Yıldırım Yalan dinlemeye çok meraklı, haram yemeye pek düşkündürler. Sana gelirlerse ister aralarında hükmet, istersen hükmetmekten geri dur! Geri durursan onlar sana asla bir zarar veremezler. Şayet hükmedersen, aralarında adaletle hükmet! Çünkü Allah âdilleri sever. Süleyman Ateş Süleyman Ateş Yalana kulak verirler, harâm yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir; eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adâletle hüküm ver. Çünkü Allâh, adâlet yapanları sever. Şaban Piriş Şaban Piriş Onlar, yalana kulak verenler, haram yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen, sana hiç bir zarar veremezler, eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet. Allah adil olanları sever. Tefhim-ul Kur'an Tefhim-ul Kur'an Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet ya da onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiç bir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen de adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri Öztürk Yalana iyice kulak verirler, haramı tıka-basa yerler. Sana geldiklerinde ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adaletle hükmet. Allah, adaletle hükmedenleri/adaleti ayakta tutanları sever. Yusuf Ali İngilizce Yusuf Ali İngilizce They are fond of listening to falsehood, of devouring anything forbidden. If they do come to thee, either judge between them, or decline to interfere. If thou decline, they cannot hurt thee in the least. If thou judge, judge in equity between them. For Allah loveth those who judge in equity.
5-MÂİDE 41. Ayet يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ لاَ يَحْزُنكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُواْ آمَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هِادُواْ سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ آخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِن بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواْ وَمَن يُرِدِ اللّهُ فِتْنَتَهُ فَلَن تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّهِ شَيْئًا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ Yâ eyyuhâr resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tuke yuharrifûnel kelime min ba’di mevâdııhî, yekûlûne in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi şey’âşey’en ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhira kulûbehum lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhirati azâbun azîmazîmun. Bayraktar Bayraklı Ey peygamber! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla “inandık” diyenlerden ve Yahudilerden inkârda yarışırcasına koşanlar seni üzmesin. Onlar daima yalana ve sana gelmeyenlere kulak verirler. Kelimeleri yerlerinden değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alınız, o verilmezse sakınınız” derler. Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse, Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azap vardır. Edip Yüksel Ey elçi, ağızlarıyla “Onayladık“ dedikleri halde kalpleriyle onaylamayanların inkârcılıktaki gayretleri seni üzmesin. Yahudilerin bir grubu var ki yalana kulak veriyor, seninle hiç karşılaşmamış bir topluluğu dinliyor. Kelimelerin anlamını kaydırıp “Size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının“ diyorlar. ALLAH birini sınamak isterse ALLAH’a karşı kimse ona yardım edemez. İşte onlar, ALLAH’ın kalplerini temizlemeyi dilemediği kişiler. Onlar için dünyada aşağılanma ve ahirette de büyük bir azap var. Erhan Aktaş Ey Rasul! Küfre koşuşanlar seni üzmesin. O kimseler ki ağızlarıyla inandık dedikleri halde, kalben inanmadılar. Ve bir de yalan uydurmak amacıyla kasıtlı dinleyen Yahudiler. Sana gelmeyen başka bir toplum adına casusluk yapmak için dinlerler. Sözleri bağlamlarından kopararak değiştiriyorlar “Eğer bu size verilirse onu alın, eğer bu verilmezse sakının.” diyorlar. Allah, kimin fitneye düşmesini isterse, onun için Allah’a karşı elinden hiçbir şey gelmez. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arındırmak istemediği Onlar için dünyada aşağılanma, ahirette de büyük bir azap vardır. 1- Kalplerinin arındırılmasını hak etmeyen kimselerdir. Muhammed Esed Ey Peygamber! Hakikati inkarda birbirleriyle yarışanlardan dolayı üzülme şu, ağızlarıyla "Biz inanıyoruz!" diyen, halbuki kalben inanmayanlardan ve her türlü yalanı can kulağıyla dinleyen ve aydınlanmak için sana gelmek yerine başka insanlara kulak veren Yahudilerden. Onlar, vahyedilen sözleri asıl bağlamlarından kopararak anlamlarını çarpıtırlar ve "Eğer size şöyle şöyle bir öğreti verilirse onu kabul edin; ama verilmezse uzak durun!" derler. Onlara bakıp üzülme, çünkü Allah, bir kişinin kötülüğe meyletmesini dilemişse Allahın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde mani olamazsın. İşte onlar kalplerini Allahın temizlemek istemedikleridir. Onları bu dünyada zillet, öteki dünyada da korkunç bir azap bekler; Mustafa İslamoğlu Ey Peygamber! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla "iman ettik" diyen kimseler arasından inkarda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından yalanı can kulağıyla dinleyen ve sana başvurmak yerine başka insanların laflarına kulak kesilenler de.. Onlar, sözleri asıl bağlamlarından kopararak manalarını çarpıtırlar, "Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın!" derler. Allah birini fitneye sokmayı dilemişse, Allah'ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler. Süleyman Ateş Ey Elçi, ağızlariyle "inandık" dedikleri halde kalbleri inanmamış olanlar arasında küfürde yarış edenler seni üzmesin. yahûdiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırırlar "Eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının!" derler. Allâh birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allâh'ın, kalblerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyâda rezillik var ve yine onlar için âhirette de büyük bir azâb vardır. Süleymaniye Vakfı Ey Elçi, içten güvenmedikleri halde ağızları ile “İnanıp güvendik!” diyenlerin ve Yahudilerin, ayetlerin üstünü örtmede yarışması seni üzmesin. Onlar yalan için kulak kesilir, sana gelmeyen bir topluluk için dinler, kelimelerin anlamlarını yerlerinden kaydırırlar. “Size şu verilirse alın, verilmezse almayın” derler. Allah, kimi bozguna uğratmak isterse sen onun için Allah’tan bir yardım alamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onların payına düşen dünyada rezil olmak, ahirette de şiddetli bir azaba çarpılmaktır. Yaşar Nuri Öztürk Ey resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla "inandık" diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin. Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan başka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuş kelimeleri, yapılarını bozup değiştirirler. "Size şu verilirse alın, eğer o verilmezse çekinin." derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir şey yapamazsın. Bunlar o kişilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor. Dünyada bir rezillik vardır onlar için; âhirette de büyük bir azap var onlara. Ayetin Tefsiri MEAL Maide 41 41. Ey peygamber! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla "iman ettik" diyen kimseler arasından inkârda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından yalanı can kulağıyla dinleyen ve sana başvurmak yerine başka insanların laflarına kulak kesilenler de... Onlar sözleri asıl bağlamlarından kopararak manalarını çarptırırlar, "Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın" derler. Allah birini fitneye sokmayı dilemişse, Allah'ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler. 41. “Ey Peygamber! Kalpleri inanmamışken, ağızları ile, "İnandık" diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkâra koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, "Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının." derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalplerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara âhirette de büyük azap vardır.” TEFSİR 62. Burada İslâm'ın ıslah edici çabaları karşısında cahilî durumu korumak için tüm zihinsel enerji ve güçlerini harcayan kişilere değinilmektedir. Bunlar Hz. Peygamber'in aleyhinde her türlü bağnazca tuzaklar kuruyorlar, bilerek gerçeği saptırıyorlar; Hz. Peygamber hiç kişisel çıkar gözetmeden insanlığın ve kendilerinin iyiliği için çalışmasına rağmen yalan, hile, aldatma ve benzer şeylerle O'nu kutsal görevinde başarısızlığa uğratmak için ellerinden gelen kötülüğü yapıyorlardı. Tabiî olarak bu alçak ve soysuz adamların, asil görevini yerine getirmemesi için bayağı taktiklere başvurmaları Hz. Peygamber'i üzüyordu. Allah burada şüphesiz, O'na "Bu üzüntüyü bırak" demek istemiyor; Rasûlünü bu şerli düzenleri nedeniyle cesaretinin kırılmaması için teselli ediyor ve kendilerinden başka türlü davranmaları beklenemeyecek kişilerin ıslahı yolunda çalışmasını sabırla sürdürmesi için öğüt veriyor. 63. Burada iki anlam yatmaktadır 1 Bu kişiler şehvetlerinin, hevalarının tutsağıdırlar. İlgileri Hakk'a değil, yalnızca Bâtıl'a yöneliktir. Bâtıl'a olan iştahlarını yalnızca yalanlar doyurduğu için, ancak arzuyla yalana kulak vermektedirler. 2 Kendilerini yaralamak için haklarında yalan haberler yayma amacıyla Hz. Peygamber ve müslümanların toplantılarına katılmaktadırlar. 64. Burada iki anlam yatmaktadır. 1 İslâm düşmanlarının yararına bir takım gizli bilgiler edinebilmek için Hz. Peygamber toplantılarına ve müslümanların toplantılarına casus olarak gelmektedirler. 2 Hz. Peygamberle ve müslümanlarla doğrudan bağlantı kurma fırsatı bulamayanlar arasında yanlış anlamlara meydan vermek için Hz. Peygamber ve bağlıları aleyhinde sahte suçlama ve iftiralarda bulunmak amacıyla malzeme toplayabilsinler diye düşmanca niyetlerle gelmektedirler. 65. Tevrat'ın kelimelerini yerlerinden çıkarmak ve hevaları doğrultusunda anlamlarını değiştirmekte tereddüt etmeyen bu adamların davranışları karşısında cesaretinin ve şevkinin kırılmaması için Allah Hz. Peygamber'i teselli ediyor. 66. Yani, "Yahudi bilginleri okuma-yazma bilmeyen Yahudilere, Hz. Peygamber'in öğretileri kendilerinkilerle uyuşursa kabul etmelerini, aksi takdirde reddetmelerini söylemektedirler." 67. Allah kötü eğilimler taşıyan bir kişiyi, acaba içinde iyilikten bir eser kalmış mı kalmamış mı diye önüne bir takım iğva edici şeyler koyarak denemektedir. Eğer o kişide iyilikten hiç bir iz kalmamışsa, önüne konan her şeyi bir 'fırsat' bilir ve içindeki kötülük kendisine baskın gelerek, onu her türlü iğva edici şeyin basit bir yemi haline getirir. Böylesi bozulmuş bir durumda, artık bu adamı sapıklıktan kurtarmak iyi niyetli herhangi bir kişinin gücü dışındadır. Bu bağlamda, bireylerin ve toplumların Allah tarafından imtihan edildiklerini fitneye düşürüldüklerini belirtmeliyiz. 68. Kendisini arındırmak istemediği için, Allah böyle bir kişiyi arındırmaz. Eğer insan arınmak isterse ve bu yolda çalışırsa, onu bundan yoksun bırakmak Allah'ın sünnetinden değildir. Allah ancak kendisini arındırmak niyetinde olmayan kişiyi arındırmak istemez. MEVDUDİ Kur'an yukarıdaki ayetlerden aldı ve yahudileşenlere getirdi sözü. Aslında Kur'an bir indiği çağa, bir geçmişe, bir geleceğe ışık tutuyor. Böyle üç zamanlı çalışıyor her ayette olduğu gibi. Sözleri bağlamlarından koparmak; bu surenin 13. ayetinde de buna benzer bir form geçmişti. Ve yine Nisa Suresinin 46. ayetinde buna benzer bir form geçmişti. Ki bununla Bakara suresinin 104. ayetini karşılaştırabilirsiniz nasıl çarpıtıyorlardı. Ama sözü bağlamından koparmaya çok yakın bir örnek var. Adeta yukarıdaki örneğe dikkat edin dercesine hemen yukarıyla aşağısı arasında bir bağlantı kurdu Kur'an. Buradaki örnek 37. ayete adeta dikkatimizi çekmekte. O ayete bağlamakta sözü. Nasıl bağlamından koparılır? Kafirler için indirilmiş bir ayeti bağlamından kopardığınızda mü'minler için yorumlamaya başlarsınız. Yahudileri ve münafıkları zikrettiği halde aslında dolaylı olarak İslam'a karşı önyargılı olan ve onun öğretileri hakkındaki yalan beyanlara isteyerek kulak veren; aydınlanmak için Kuran'a dönmek yerine İslam'a karşı düşmanca duygular besleyen gayrimüslim "uzmanları" dinlemeyi tercih eden -ki."sana gelmek yerine..." ibaresinin anlamı budur-herkese işaret eder. Kendi adına bir hizip kurulan ez rakıyye “Ezârika” diye bir hizip olan Nafi bin Erzak Tercüman-ül Kur’an ismi ile anılan Abdullah İbn. Abbas’a şöyle der bu ayeti gerekçe göstererek. - Ey Allah’ın gözünü ve kalbini kör ettiği adam. Biraz da hakaret ederek. Abdullah İbn Abbas âmâ idi. Sonradan âmâ Sen duydum ki Allah şöyle buyurmasına, yani; “ve-mêhûm Bi-ğâricîne minhê..” onlar oradan asla çıkacak değildirler demesine rağmen bir grubun cehenneme girdikten sonra çıkacağını söylüyormuşsun öyle mi..! Diye sorar Nafi Bin el Erzak. İbn. Abbas’ın cevabı manidardır. - Vay Hakk..! der yazıklar olsun sana. Bi üstünü okusana..! Bektaşi mantığı; La takrabus salah. Namaza yaklaşmayın. Deyince kendisine hani bi üstünü oku denince de; Ben hafız değilim..! demiş derler ya, yani ve entüm sükera Bi altını devamını oku denilince. Sarhoşken namaza yaklaşmayın. Eğer böldüğünüz zaman bağlamından koparmak işte bir tür Bektaşilik. Günümüzde bu ismi almış. Bağlamından kopardığımızda ayeti, ayetin tam zıddı biçimde anlayabilirsiniz. Sarhoşken namaza yaklaşmayın ibaresini ikiye böldüğünüzde namaza yaklaşmayın dedi de Allah, onun için namaz kılmıyorum. Diye bey namazlığınıza, bî namazlığınıza delil gösterebilirsiniz. Onun için Nafi bin Ezrak ta böyle yapmış o dönemde de. Sözü bağlamından koparıp Allah’ın kastetmediği anlama yorumlayanlar olmuş. Ki hariciler de böyle yapmışlardı. Arka sayfada da yine gelecek örneği. Allah’ın hükmü bahsinde. “..inil-hûkmû illê Lillêh..” Yunus/40 ayetini. Bağlamından koparmışlar, Hüküm yalnızca Allah’a aittir ayetini bağlamından koparmışlar, Hz. Ali’yi tekfir etmişler. Kafirlikle suçlamışlardı. Ne için? Sen hakemi kabul ettin. Çünkü hüküm Allah’a aittir. Hakeme hüküm verme yetkisi vermekle sen dinden çıktın demişler. İşte bağlamından kopardığınız da böyle bir garip, böyle acayip bir mantığa saparsınız. Onun için buna Kur’an Yahudileşme diyor ve burada da bunun ilk defa Yahudileşen İsrail oğulları tarafından işlendiğini söylüyor. Sebebi nüzul bahsinde birçok olay sıralanmış. Özellikle bir yahudi çift zina edip Resulullah'a gelmişler. Rasulullah'a gelirken de şöyle bir kurguyla gelmişler. "Eğer Rasulullah sizi recm dışında bir şeyle cezalandırırsa kabul edin ama recm ile cezalandırırsa bilin ki o peygamberdir Tevrat'taki hükmü biliyor. Rasulullah'a gelmişler o da" sizin kitabınızda bunun hükmü nedir?" diye sormuş onlara. Onu söylemek istememişler ve yalan söyleyerek "bizim kitabımızda bunun hükmü o adamın yüzünü boyarız merkebe bindiririz dolaştırırız, ilan ederiz" demişler. Rivayete göre Abdullah b. Selam ya da İbn. Suriya denilen bir başka haham hayır demiş. Doğrusunu söyleyerek Tevrat'ta "bunun hükmü recmdir" diye ve o Tevrat ayetini onlara okutturmuş. Ayetin sonrasını da ele alırsak daha farklı bir şey söyleniyor. Savaşla, toplumsal ilişkilerle, yahudilerle mü'minler arasındaki sosyal ilişkilerle alakalı bir hadise olmalı ki, biz bunu yine rivayetlerde buluyoruz. Ahmet b. Hanbel buna gerekçe olarak şunu göstermiş Nadiroğulları isimli yahudi kabile ile Kurayzaoğulları isimli bir başka yahudi kabile arasında şöyle eşitsiz bir anlaşma vardı. Nadiroğulları kendilerinden biri öldürüldüğünde tam diyet alırlardı. Kendileri kureyza oğullarından birini öldürdükleri zaman yarım diyet verirlerdi. Yani tam bir yahudilik. Birbirlerine karşı bile üstünlük iddiası güdüyorlar. Yani, biz has yahudiyiz siz ikinci sınıf yahudisiniz mantığı. Bugün İsrail'deki saferdin ve eşkenazi arasında yani batı yahudileri ile doğu yahudileri arasında aynen süren hadisede olduğu gibi. Bugün bile işgal ettikleri Filistin toprağı üzerinde devletlerini ilan eden israil aynı yahudinin yahudiye üstünlüğünü savunur. Aynı mantık. İşte o gün de Kurayzaoğulları Rasulullah'a şikayete geliyorlar. Eğer diyorlar Muhammed gerçekten peygamberse böyle bir zulmü, adaletsizliği kabul etmez. Onun için onun yanına gidelim. Rasulullah'da tabii ki böyle bir adaletsizliği reddediyor. "Allah birini fitneye sokmayı dilemişse" Fitne, Kur'an'da çok anlamlı bir kelime olarak, farklı bağlamlarda farklı anlamlara gelir. bkz 949 Burada kastedilen, sonucunu bildiği hâlde Allah'ın bir insanı imtihan etmesidir. Kur'an'i söylemde tevhidin bir gereği olarak her eylem makro planda Allah'a izafe edilse de, burada olduğu gibi süreç insanın kendi eyleminden bağımsız işlememektedir. Aksine Allah'ın iradesi tamamen insanın tercihi üzerine tecelli etmektedir. "İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir." Allah niçin onların önlerini açar? derseniz işte cevabı. Demek ki Allah bir insanın kalbini temizlemek istemeyince onu kendi haline bırakıyor, onun önünden ve gözünden ışığı çekiyor. Gözü var ama göremiyor. Allah'ın yol gösterdiği vahiy ışığı alınınca kör gibi oluyor. Gözü var ama göremez olur. Çünkü ışık yok. Tek başına göz görmek için yeterli olmuyor.
Giriş Tarihi 1544 Son Güncelleme 1544 Kutsal kitap Kuran’ı Kerim’in beşinci suresi olan Maide suresi, Medine’de indirilmiştir. 3. Ayeti ise Mekke’de nazil olmuştur. Sure 120 ayetten oluşmaktadır. Bu sure ismini 112. ve 114. ayetlerinde geçen sofra anlamına gelen maide’ kelimesinden almıştır. Bu surede genel olarak ahlak ve inanç esasları yer almaktadır. Müslümanlar için önemli olan bu surenin 6. ayeti de merak edilmiştir. Maide Suresi 6. Ayet- Maide Suresi 6. Ayeti Okunuşu ve Anlamı başlığı altında bu bilgilere yer verdik. Maide suresi 120 ayetten oluşmuştur. Kuran'ın beşinci suresi olan Maide suresi rivayete göre, hicri Peygamberin Mekkeliler ile yaptığı Hudeybiye Antlaşması'ndan sonra nazil olmaya başlamıştır. Bu surede haram aylar, kurban, ihram gibi konular işlenir. Bunun ardından yiyeceklerden haram-helal konusuna geçilir. Maide suresinin 6. ayeti ise surelerle ilgilidir. Aynı zamanda bu ayette Adem'in iki oğlu Habil ve Kabil yer alır. Maide Suresi 6. Ayeti Arapça Okunuşu Maide Suresi 6. Ayeti Türkçe Okunuşu Ya eyyuhellezine amenu iza kumtum iles salati fagsilu vucuhekum ve eydiyekum ilel merafikı vemsehu bi ruusikum ve erculekum ilal ka'beyn ve in kuntum cunuben fattahheru ve in kuntum marda ev ala seferin ev cae ehadun minkum minel gaitı ev lamestumun nisae fe lem tecidu maen fe teyemmemu saiden tayyiben femsehu bi vucuhikum ve eydikum minh ma yuridullahu li yec'ale aleykum min haracin ve lakin yuridu li yutahhirekum ve li yutimme ni'metehu aleykum leallekum teşkurun. Maide Suresi 6. Ayeti Anlamı Ey iman edenler! Namaz kılmaya başlayacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başınızı meşhedin, ayaklarınızı da topuk kemiklerine kadar yıkayın. Eğer cünüp olursanız temizlenin. Şayet hasta veya yolculuk halinde veya içinizden biri ayak yolunda gelirse yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunursa, bu hallerde su bulamadığınız taktirde temiz bir toprağa yönelin teyemmüm edin, yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz. Maide Suresi 6. Ayeti Tefsiri "Namaz" diye çevirdiğimiz salât kelimesi sözlükte "dua etmek, yalvarmak, iyi dilekte bulunmak" anlamlarına gelir. Dinî bir terim olarak salât, tekbirle başlayıp selâmla tamamlanan belirli hareket ve sözlerden oluşan ibadeti ifade eder. İslâm'ın beş esasından biri olan namaz, kulun ibadet duygusuyla Allah'ın huzuruna çıkması, O'nunla bağlantı kurup konuşması, belli şekillerle O'na tapınmasıdır bilgi için bk. Bakara 238-239; Nisâ 4/43, 101-103. Ancak bu ibadet, kulun uyanık, hazırlıklı, şuurlu, ruh ve beden bakımından temiz olmasını gerektirir. Allah'ın huzuruna çıkmadan önce abdest alma, gerektiğinde gusül etme emri de bu amacın önemli vasıtalarındandır. Önceki ilâhî dinlerde de bulunan namaz ibadeti bk. Lokmân 31/17, İslâm'da hicretten yaklaşık bir buçuk yıl önce gerçekleşmiş olan mi'rac esnasında farz kılınmıştır Buhârî, "Salât", 1. Namazın ön şartı olan abdest ve gusül de namazla birlikte farz kılınmış olup ibadet tarihinde hiçbir zaman abdestsiz namaz kılınmamıştır Elmalılı, III, 1583; İbn Âşûr, VI, 126 vd.. Abdest –âyette de belirtildiği üzere– ibadet niyetiyle yüzü ve dirseklere kadar kolları yıkamak, başı meshetmek, ayakları topuklara kadar yıkamaktan ibarettir. Abdest, "hadesten tahâret" yani "görünmeyen fakat hükmen var olduğu kabul edilen bir kirlilikten temizlenmek" anlamına geldiği için farz olan temizlik yukarıda bildirilen âzaları bir defa yıkamakla sağlanmış olur. İki veya üç defa yıkamak ve abdest organlarını ovmak sünnettir. Âyette belirtilen abdest organlarının sınırları hakkında fıkıh kitaplarında yapılan açıklamaların özeti şöyledir a Yüz. Dikey olarak alında saç bittiği yerden çene altına kadar, yatay olarak iki kulak yumuşakları arasında kalan kısımdır. Abdestin farzlarından biri, bu alanı yıkamaktır. Ağza ve burna su vermek, kulakların içini meshetmek ise sünnettir. b Kollar. Parmak uçlarından dirseklere kadar olan kısımdır. Dirsekler bu âzalara dahil olduğu için kolları bunlarla birlikte yıkamak farzdır. c Baş. Kulakların üstünde kalan kısımdır. Bu âzayı ıslak elle meshetmek farzdır. Ancak ne kadarı ve ne şekilde meshedileceği hakkında mezheplerin görüşleri farklıdır. Hanefîler'e göre başın en az dörtte birini meshetmek farzdır. d Ayaklar. Parmak uçlarından topuk kemiklerine kadar olan kısımdır. Abdestte ayakların yıkanması veya meshedilmesi konusunda iki ayrı görüş vardır 1. "Ayaklar" anlamına gelen "ercül" kelimesindeki "lâm" harfini üstünlü okuyup "yüzler" anlamına gelen "vücûh" üzerine atfedenlere göre ayakları yıkamak farzdır. Meşhur dört mezhep mensuplarının anlayış ve uygulamaları böyledir. Meâlde bu kıraat esas alınmıştır. 2. "Ercül" kelimesinin "lâm"ını esreli okuyup kelimeyi "Başlarınızı meshedin" cümlesindeki "başlar" anlamına gelen "ruûs" üzerine atfedenlere göre ayakları –yıkamak değil– meshetmek farzdır. İmâmî Şiîler bu kıraati benimsedikleri için ayakları meshetmekle yetinirler. Bu takdirde âyetin meâli şöyle olur "Yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı ve topuk kemiklerine küçük topuklara kadar ayaklarınızı meshedin." İbn Abbas, Enes b. Mâlik gibi sahâbîlerin ve tâbiîlerden bazılarının çıplak ayakları üzerine meshettiklerine dair rivayetler bu görüşü destekler mahiyettedir bk. Taberî, VI, 126 vd.; İbn Kesîr, III, 48, 49. Taberî'nin kanaati de bu doğrultudadır. Ona göre yüce Allah, teyemmümde yüzün tamamının toprakla meshedilmesini emrettiği gibi abdestte de ayakların tamamının su ile meshedilmesini emretmiştir. Su ile ayaklarını yıkayan kimse ise hem meshetmiş hem de yıkamış sayılır bk. VI, 130. İbn Kesîr, ayakların meshedilmesine dair rivayetleri garip bulmakta ve Beyhakî'nin Hz. Ali'ye isnat ettiği bir uygulamaya dayanarak buradaki meshin "hafif yıkama" şeklinde yorumlandığını ifade etmektedir III, 49. Hz. Peygamber'in uygulamalarına dair hadisler birinci görüşü destekler mahiyettedir Buhârî, "Vudû'", 7, 24, 28, 38, 39, 41, 42; Müslim, "Tahâret", 3, 4, 18; Müsned, I, 59, IV, 112; Taberî, VI, 126 vd.. Ayrıca ayaklarını güzelce yıkamamış ve ökçelerinde biraz kuru kalmış kimseler hakkında Hz. Peygamber, "O ökçelerin ateşten çekeceği var!" Buhârî, "Vudû'", 27, 29; Müslim, "Tahâret", 25-30 diyerek ayakları yıkamanın farz olduğuna işaret etmiştir. İbn Âşûr, Enes b. Mâlik'ten gelen başka bir rivayete dayanarak bu konuda sünnetin Kur'an'ı neshettiğini yani ayakları meshetmek Kur'an'la farz kılınmış ise de sünnetin bu hükmü kaldırıp ayakları yıkamayı farz kıldığını söylemektedir VI, 130-131. Bize göre burada nesih yoktur. Zira âyet ihtimallidir; bu ihtimallerden birini tayin etmek hadise bırakılmış, hadis âyetin mâna ve maksadını açıklamıştır. Hz. Peygamber'in abdestte her uzvunu üç kere yıkadığı, ayrıca ağzına ve burnuna da üçer defa su verdiği rivayet edilmiştir Tirmizî, "Tahâret", 22. Bunun yanı sıra abdest âzalarını bir defa veya iki defa yıkadığına dair rivayetler de vardır Buhârî, "Vudû'", 22-24. Sakalını ve parmaklarının arasını hilâllediği, kulaklarının içini ve dışını meshettiği rivayet edilmiştir Tirmizî, "Tahâret", 23, 28, 30. Âyet ve hadislerden anlaşıldığına göre abdestte yıkanması gereken uzuvları birer kere yıkamak farz, üçer kere yıkamak ise sünnettir. Âyetin zâhirinden her namazdan önce abdest almanın şart olduğu anlaşılır. Ancak Hz. Peygamber Mekke'nin fethine kadar her namazdan önce abdest aldığı halde Mekke fethedildiği gün birkaç vakit namazı bir abdestle kılarak, bozulmadığı müddetçe bir abdestle birden çok namazın kılınabileceğini göstermiş ve ümmetine bu kolaylığı sağlamıştır Müslim, "Tahâret", 86; Ebû Dâvûd, "Tahâret", 66. Sahâbeden bazıları da bir abdestle birden fazla namaz kılmışlardır Buhârî, "Vudû'", 54; Müsned, III, 132. Bu uygulamalardan anlaşıldığına göre abdest bozulmadığı müddetçe her namaz için yeniden abdest almak farz değil, menduptur. Kur'an'da mestler üzerine meshten söz edilmemekle birlikte Hz. Peygamber'in uygulamaları bunun da câiz olduğunu göstermektedir Buhârî, "Vudû'", 48. Cünüplük, büyük mânevî kirlilik hades-i ekber halini ifade eder. Boşalma olmasa bile cinsel ilişki, –ilişki olmasa da– cinsel haz duyarak boşalma veya uykuda meninin gelmesi kişiyi cünüp eder. Cünüp olan bir kimsenin bu durumdan temizlenmesi için gusül yapması yani boy abdesti alması gerekir. Guslün farz olması bu âyete, sünnete ve icmâa dayanmaktadır bk. Buhârî, "Gusül", 28; Müslim, "Hayız", 87. Cünüplük ve hayız veya nifas kanının kesilmesi durumlarında dinen yükümlü olan kimselerin gusletmeleri farzdır. Öte yandan ölüyü yıkamak da geride kalanların görevidir. Gusül, Hanefîler'e göre "ağız ve burun içi dahil olmak üzere bütün vücudun temiz su ile yıkanması" demektir. Ağız ve burna su vermek abdestte sünnet olduğu halde gusülde farzdır. Suyun bulunmaması halinde veya kullanma imkânı olmayan durumlarda temiz toprakla yapılan teyemmüm gusül yerine geçer. Teyemmüm, büyük veya küçük kirliliği gidermek niyetiyle ellerin içini toprak cinsinden temiz bir şeye vurup önce yüze sürmek, sonra tekrar vurup her elin içiyle karşı kolu meshetmektir. Cünüplükten temizlenmek için yapılan teyemmüm hem gusül hem de abdest yerine geçer. Sembolik ve mânevî temizlenme yolu olan teyemmüm, her ne kadar maddî bir temizlik sağlamasa da kişiyi mânevî ve psikolojik olarak temizlenme duygusuna kavuşturur ve kendisini Allah'a ibadet için hazırlıklı hissetmesine imkân sağlar. Hz. Peygamber bir seferden dönerken yanında bulunan eşi Hz. Âişe gerdanlığını yitirmiş, Resûlullah sahâbîlerle birlikte onu aramaya başlamış, bu durum onların yollarından kalmalarına ve susuz bir yerde gecelemelerine sebep olmuş, sabah namazını kılmak için abdest alacak su bulamamışlardı. Bu olay üzerine teyemmüm hükmünü içeren âyet nâzil olmuştur Buhârî, "Teyemmüm", 1, 2; "Tefsîr", 4/10, 5/3. Ancak bunun Nisâ sûresinin 43. âyeti mi yoksa konumuz olan âyet mi olduğu hususunda görüş ayrılığı vardır bk. Nisâ 4/43. Daha önce Hz. Peygamber'in açıklama ve uygulamalarıyla farz kılınmış olan abdest ve guslün hükmü bu âyetle pekiştirilmiş ve abdestin ayrıntılarıyla birlikte teyemmüm hükmüne de yer verilmiştir. Allah Teâlâ, Bakara sûresinin 185. âyetinde olduğu gibi bu âyetin devamında da kulları için güçlük değil kolaylık murat ettiğini ifade buyurarak İslâm'da kolaylığın esas olduğunu bildirmiştir. Hasta iken veya yolculuk esnasında cünüp olanlar, gusül yerine temiz toprakla teyemmüm ederek temizlenebilirler. Aynı şekilde, tuvalete çıkmış, dolayısıyla abdesti bozulmuş olan veya cinsel ilişkide bulunmuş ve her iki halde de su bulamamış olan veya suyu bulduğu halde şiddetli soğuk, hastalık, düşman korkusu ve benzeri sebeplerle onu kullanma imkânı bulamayanlar temiz toprakla teyemmüm ederler. Meâlinde "cinsel ilişki" diye tercüme ettiğimiz kısmın sözlük anlamı "kadına dokunmak"tır. Mezhep imamları bu ifadeyi farklı şekillerde yorumlamış ve farklı sonuçlara varmışlardır. Ebû Hanîfe'ye göre burada kadınlara dokunmak "cinsel ilişki"den kinaye olup maksat onlarla cinsel ilişkide bulunmaktır. Ona göre şehvetle veya şehvetsiz olarak erkeğin teni kadının tenine dokunmakla abdest bozulmaz. Şâfiî'ye göre bu ifade kinaye değil hakikattir. Maksat, erkeğin teninin kadının tenine dokunmasıdır. İster şehvetle, isterse şehvetsiz olsun erkeğin teni aralarında evlenme engeli oluşturacak düzeyde yakınlık bulunmayan bir kadının tenine dokunduğu takdirde her ikisinin de abdesti bozulur. İmam Mâlik'e göre ise erkek veya kadın karşı cinse şehvetle dokunduğu takdirde abdesti bozulur bilgi için bk. Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'ân, IV, 4; ayrıca bk. Nisâ 4/43. Yüce Allah abdesti, guslü veya teyemmümü farz kılmakla insanları güçlük içerisine sokmak değil, onları temizlemek ve onlara nimetini tamamlamak istemiştir. Bunlar insanların gücünün üstünde olan işler değildir. Dinde insanların yapamayacağı hiçbir yükümlülük yoktur. İstisnaî durumlarda ise özel kolaylıklar ruhsat getirilmiştir. Abdest ve gusül bedeni mikroplardan koruyucu bir temizlik olduğu gibi mânevî olarak da insanı Allah'a yaklaştıran ve onun ibadet için kendisini hazır hissetmesini sağlayan bir iç temizliğidir. Teyemmüm de bir mânevî temizliktir. Hz. Peygamber "Temizlik imanın yarısıdır" buyurarak genel anlamıyla temizlik yanında gusül, abdest ve teyemmümün dindeki önemine işaret etmişlerdir Müslim, "Tahâret", 1; Tirmizî, "Da'avât", 86. Kaynak Kur'an Yolu Tefsiri Cilt 2 Sayfa 223-227
maide suresi 41 ve 42 ayet meali