Cevap : İçinden dua etmek gelmiş, dua etmek için secdeye varıp dua etmişsin, bu namaz secdesi değil, tilavet secdesi değil, secde halinde duadır. Bunun günah olan bir yanı yoktur. Ayrıca büyük günah işlemek kulu azaba müstahak kılar. Ama büyük günah, inkâr etmedikçe kişiyi dinden çıkarmaz.
Direk Allah'ı inkar etmek yada inkar etmese bile bir ayetini veya hükmünü inkar etmek, dalgaya veya hafife almak küfürdür. Bunu yapan kişiye kafir denir. Küfür; kişiyi dinden çıkarır tövbe etmeden ölürse ebedi cehennem de kalır. Bu konuda Cehalet ve iyi niyet hiç bir şekilde mazeret değildir.
Yavuz Şahin 8 Haziran 2022 Toplum Yorum Alanı 225 Kez Görüldü. G ittikçe Artan İslamofobi Tehlikesi mevzuna dikkatleri çekmek ve bu mevzuyla alakalı bir an evvel çözüm üretmek zaruridir. Bu topraklar, Allah Allah nidalarıyla şehadete yürüyen ecdadımız tarafından bizlere emanet edilmiştir. Onların cihad aşkı olmasaydı
İtiraz Ahlakı, başkaldırı manasına isyan ile gözü kör eden inat arasında bir şeydir. AVM ve rezidansa karşı olmakla baştan ayağa AK Parti’nin her şeyine karşı olmak arasında bir şey. Yeri geldiğinde Tayyip Erdoğan’ın bir sözünü ya da bir politikasını eleştirmekle ondan ölesiye nefret etmek arasında bir şey.
Gök_Yıldız şarkı dinlemek dinden çıkarmaz tâbi ayetlerle, kaderler dalga geçen şarkılar dinlersen Allah'a isyan etmiş bile olursun. Örneğin; Kaderin böylesine yazlıklar olsun dersen kadere yani Allah'a isyan etmiş olursun. Hoca müziği özetlemiş Haram değil demek ya da haramdır demek yanlış olur. Biz fetva veremeyiz.
Vay Tiền Nhanh. Allah’a küfür etmek günah mı?Küfür etmek günahtır. İslam dini muhataplarımızla hoş muamele ve diyaloglar içerisinde bulunmamızı emreder. Kötü sözlü olmak müminlik sıfatıyla küfür edenin cezası nedir?Eğer bu fiilin işlenmesi sırasında cebir, şiddet, tehdit veya hakaret vaki olmuş ise, fail bir yıldan iki yıla kadar hapis ve onbin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezasıyla küfür etmek tövbesi kabul olur mu?Allâh Te'âlâ'ya söven affedilir de Rasulullâh'a sallallahu aleyhi ve sellem sövenim tövbesi kabul olmaz küfür etmek suç mu?bu suç yeni türk ceza kanunu'nda 125'inci maddedeki hakaret suçu kapsamına alınmıştır ve unsurları da büyük ölçüde küfür şirk midir?KÜFÜR VE ŞİRK ARASINDA FARK Bu anlamda her şirk küfürdür, fakat her küfür şirk değildir. Her müşrik kâfirdir, fakat her kâfir müşrik değildir. Çünkü şirk sadece Allah'a, zât, isim ve sıfatlarına ortak tanıma sonucu meydana gelir. Küfür ise, küfür olduğu bilinen birtakım inançların kabulü ile küfür etmek ne demek?Küfür, Şirk ve Nifâk Küfür genel olarak ret ve inkar anlamında kullanılırken, şirk Allah'a ortak koşma, isim veya sıfatlarında antropomorfizm gibi uluhiyet vasıflarına aykırı tanımlamalarda bulunmak anlamında Allaha küfür geçiyor günah mı?Hayalden geçen küfürlerin ve çirkin sözlerin de bir değeri ve bir önemi yoktur. Üstelik insana bir zarar da vermez. Bunun için insanın küfre iten şeyleri hayal etmesi onu küfre götürmez. Çünkü bir şeyin hayalden geçirilmesi bir karar ve hüküm sayılmaz.
8 Mayıs 2021, 2358 sahinn41 Zekeriya peygamber nasıl öldü Aşağıdakı hikayeyi cami hocamız anlatmıstı kardeşler, benimde aklıma takıldı peygamberlerin hatasız ve günahsız olmak gibi sıfatları varken hz zekeriyya istisna olmus sanırım , hz zekeriyya ağaca biçilerekmi öldü? Anlatildigina göre Zekeriyya bir gün yahudilerden kacar, onlarda ardina düserler. Iz sürücüler kendisine yaklasinca kalin dalli bir agac görür. "Ey agac yarilda beni içine al" diye yalvarir. Bu sirada acilan agac gövdesine aldiktan sonra tekrar kapanir. Derken iblis ortaya cikar, iz sürücülerini iri gövdeli agacin yanina getirir, bir testere ile agaci keserek ölmesini saglamalarini söyledi. onlarda iblis,in dedigi gibi yaparlar. Allah´a degil, agaca sigindigi için bu yanlis tutum, helakine yol acar ve testereyle ikiye bölünür. Nitekim Peygamber´imizden gelen bir rivayette Ulu Allah söyle buyurur "Basina bir bela geldiği zaman bana siginan kulun, daha o hiç bir istekte bulunmadan, diledigi yerine getirir ve daha yalvarmadan duasını kabul ederim. buna karsilik basina bir bela geldiği zaman bana degilde varliklardan birine siginan kulun yüzüne bütün gökyüzü kapilarini kitlerim." demistir. hikayeye devam edelim Testerenin disleri beynine gecince feryadi koparir. bunun üzerine kendisine söyle seslenilir "Ey Zekeriyya! Allah sana söyle buyuruyor" "Niye belaya sabretmiyorsunda "ah" diyorsun. Eger bu sözleri ikinci sefer tekrar edersen adini Peygamberler defterinden silerim." Bu agir ihtar üzerine agzindan hiç bir feryad ifadesi kacmasin diye dudaklarini isirir, iki parcaya bicilinceye kadar sabreder. Akli basinda olan kimse sikayetci olmaksizin, basina gelen belaya sabretmeli, dünya ve ahiret azabindan kurtulmalidir. zira belalarin Imtahanlarin en cetini ile Peygamberler ve veliler nasıl vefat etti? sahinn41 Bu iftiraları çıkaranların elebaşları, Zekeriya Aleyhisselâm’a kötülük etmeye karar verirler. Onu takibe alırlar. Bir gün tenha bir yerde Zekeriya Aleyhisselâm’ı kıstırırlar. Yaşı oldukça ilerlemiş bulunan Zekeriya Aleyhisselâm adamların kötü niyetli olduklarını anlar ve onlardan uzaklaşmaya çalışır. İsrailoğulları’nın teröristlerinden kaçarken, rivayet edildiğine göre; bir ağacın yanından geçmekte idi. Ağaç dile gelerek "Ey Allah’ın resûlü, bana gel!" der. Ağaç birden yarılır ve Zekeriya Aleyhisselâm ağacın içine girer ve kurtulur. Ancak şeytan burada yapacağını yapar. Ağacın içine girerken, giydiği elbisenin eteğinden bir parça dışarıda kalır. Ağacın yanına gelen teröristler ağaçtan dışarı sarkan elbise parçasını görünce bu işte bir tuhaflık olduğunu anlarlar ve ağacı kesmeye karar verirler. Ağacı ortadan keserler. Böylece ağacın içinde bulunan Zekeriya Aleyhisselâm da ağaçla birlikte kesilir ve şehit peygamberler kervanına katılır. 9 Zekeriya Aleyhisselâm, İsrailoğulları’nın şehit ettikleri ilk peygamber değildir, son peygamber de olmayacaktır. Oğlu Yahya da babasının yolunda olacaktır. O da İsrailoğulları’nın azgın teröristleri tarafından öldürülecektir. Geçmiş Peygamberlerle ilgili anlatılan bazı bilgiler İsrailiyata dayanmaktadır. İslami kaynaklarda geçmeyen bilgilere itimat etmemek gerekir. Ayrıca Peygamberler masumdur, günah işlemezler. şöyle bir yazı buldum bence doğrusu buCevap nasıl vefat etti? nurya imtahan dünyası da hepimizin imtahanı ayrı başımıza gelen hoşumuza gitmeyen şeyler de imtahanın bir parcası sabretmek gerek isyan etmek ALLAH cc yazdığı kadere de isyan etmek oluyor RABBİM hepimize genişlik inşirah versin inşaALLAHCevap nasıl vefat etti? Kayıtsız Üye hosuna gitmemek ne gelen her seye raziyiz biz 🙂 Kayıtsız Üye 1. Si peygamber ler gunahsizdir bundan sakin şüphe etme 2. Si peygamber lere öldü denmez onlar vefat eder ve hz. Zekeriya şehit edildi Miranda Allah yolunda canini verenler e öldü demeyin onlar diridir siz farkında değilsiniz diyor. Kayıtsız Üye senın bu yazdıgın hurafe uydurma peygamberler gunahsızdır. Kayıtsız Üye Peygamberlerin "İsmet" sıfatı vardir yani HEPSİ MASUMDURLAR YANI GÜNAHSIZDIRLAR ASLA İSTİSNA YOKTUR. Kayıtsız Üye Peygambere burada kimse günah atfetmedi Ama HER peygamberin ZELLEsi vardır Yusuf nebi zindan halini Rabbine değil de arkadaşına açtı Nuh nebi "Bütün gavurları kahret" dedi, "Hidayete erecek gibileri hidayete erdir" demeliydi Musa adam öldürdü Adam malum İbrahim nebi yalan söyledi putlara tapmaya gitmemek için hastayım dedi Rasulullah aleyhisselayu vesselam yüzünü amadan çevirdi Biz bunların hiçbirini HAŞA günah demedik. Bunlar hatacıktır. Zelledir. Zekeriyya peygamber de hata etmiştir. Bu "Ben evliyayım" demek değildir. Am onlar da "melek" değil. Kayıtsız Üye Ben bir katapta aynen arkadaşin dedigi yaziyodu..bi hocaya sordum bunlar uydurma dedi.. ne bir kaynak ne bisey var dedi..bunlara inanma dedi..peygamberden bahsediyiruz arkadaşlar..peygamberi Allah kendi tertemiz kullarindan seciyor..ve Allah in elcilerine oyle demek olurmu ya..sacma sapan konismayin..Allah in elçilerin den bahsediyoruz yaww Kayıtsız Üye kesinlikle hurafe Allah peygamberlik verdiği birinden peygamberlik almaz. Kayıtsız Üye Aynen dostum Allah vadinden dönmez…Peygamberlik verilen birinden alınmaz zaten Seçilmiştir… hz zekeriya nasıl öldü, zekeriya peygamberin ölümü, hz zekeriya ölümü Forum Duası Copyright © 2007-2021
6. yrm. muhsin iyi diyor ki 05 Eylül 2011, 1900 Düzenle Kadere iman bilindiği üzere imanın altı rüknünden birisidir. Kader içerisinde en önemli konu ise hayır ve şerrin Allah’tan geldiği hususudur. İnsanlar hayır ve şerrin Allah’tan geldiğini unutup sebeplere bakarlar. Şer karşısında öfkelenip deliye dönerler, dinden imandan çıkıp katil bile olurlar; hayırda da Allah’a şükretmeyi unutup vesilelere takılıp kalırlar. Allah kullarına karşı her zaman lütufkardır. Onları kaldıramayacakları yüklerle imtihan etmez. “Şu kesindir ki, Allah kullarına zerre kadar bile zulmetmez Nisa suresi, ayet 40.” Allah’ın ed-Dârr Şer, zarar hikmeti gereği Allah’tan [ gelir güzel ismi insanın zararına değil hayrınadır. Şöyle ki Dünyada başımıza gelen kötü şeyler bir hikmete dayanır. Dünya hayatı geçicidir, asıl olan ahiret yurdudur. Bu dünyada kötü olarak görülen şeylerin altında insanların ahiret hayatlarında kurtuluşa, ebedi mutluluğa vesile olan pek çok hayırlar bulunabilir. Bu açıdan asıl şer, zarar bu başa gelen kötü şeylerden gereği şekilde yararlanmamaktır. Bu durumda başımıza gelen kötü şeyler, her ne kadar Allah’ın izni ve yaratması ile meydana geliyorsa da bu durumun sünnetullaha, ilahi bir kurala dayanan bir nedeni bulunmaktadır. Allah bela ve musibetleri yaptığımız kötü şeylere karşı vermektedir “Başınıza gelen her musibet, işlediğiniz günahlar nedeniyledir. Hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder Şûrâ suresi, ayet 30.”, “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük ise nefsinden dolayıdır Nisa suresi, ayet 79.” Başına böyle bir bela ve musibet gelen, bununla ruhu daralıp sıkılan bir müminin hemen geçmişini değerlendirip günahları için gözyaşı döküp tövbe ile Allah’ın rahmetine sığınması gerekir. Bu tür bir davranış yerine isyan etmek, birilerini suçlayıp öfkelenmek insana bir şey kazandırmaz. Belki pek çok şeyi alıp götürebilir. Yalnız Allah’ın el-Adl güzel ismi gereği bir zulme uğramışsak hakkımızı savunmamız, adaleti gerçekleştirme yolunda mücadele etmemiz de gerekir. Tabii işin bu cephesi yanında iç muhasebe ile kendimizde bazı kusur ve hataları aramak, bunlardan pişmanlık duyup Allah’ın merhametine sığınmak da icap eder. Başa gelen, özellikle başkalarının başına gelen bela ve musibetleri yalnız yukarıda sözünü ettiğimiz sünettullahla, yani ilahi kuralla açıklamak Allah’ın kaza ve kaderi üzerine ileri geri konuşmak anlamına geleceğinden çok tehlikelidir. İnsanı maazallah dinden çıkarır. Çünkü Allah’ın olayları yaratmadaki ilahi hikmetini kimse tam anlamıyla kavrayamayacağı gibi böyle bir konuda söz ve hüküm sahibi de değildir. Hele başkaları için böyle birtakım yargılarda bulunmak, örneğin bir hasta yada kaza nedeniyle geçmiş olsun ziyaretinde ilgili hastalığın yada kazanın gerçek nedenini yapılan günah yada günahlar yüzünden olduğunu söylemek, bu konuda açıklamalarda bulunmak büyük bir edepsizliktir. Allah’ın öfkesine yol açabilecek bir kendini bilmezliktir. Bela ve musibetleri yukarıda sözünü ettiğimiz sünnetullah, yani ilahi kanun yanında Allah başka nedenlerle de yaratabilir. Bunu kimsenin tam olarak bilmesine olanak yoktur. Örneğin Allah kulun katındaki derecesini yükseltmek için bela ve musibete uğramasına izin verebilir. Nitekim Mekke döneminde ilk Müslümanlar böyle bir sınavdan geçmiş, büyük bela ve musibetlere uğramışlardı. Allah Kuran-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyurmaktadır “Ey müminler, itaat edeni asi olandan ayırt etmek için sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan ve mahsullerden eksiltmek ile imtihan edeceğiz. Ey resûlüm, sabredenleri müjdele! Bakara suresi, ayet 155” Bir Müslüman’ın kendi başına gelen bela ve musibetleri günahları ile, başkalarının başına gelen bela ve musibetleri Allah katındaki derecelerin yükselmesi ile açıklamaya çalışması edep ve nezaket gereğidir. Bu yolla hem kendisinin sabırlı olmasında hem de başkalarına sabrı tavsiye etmede önemli bir manevi güç bulabilecektir. Sabır, şükür gibi Allah’ın sevdiği duygulardan birisidir. Allah ed-Dârr güzel ismiyle kulda sabır meyvesinin oluşmasını arzular. En-Nâfi’ güzel ismiyle de kulda şükür ister. Bunların ahiretteki karşılığı çok büyüktür. İnsan sabır ve şükür ile Allah katındaki derecesini yükseltir “Sabredenlere mükafatları hesapsız verilecektir Zümer suresi, ayet 10.” Genellikle hoşumuza giden şeyleri hayır, gitmeyenleri şer olarak adlandırırız. Halbuki bu değer ölçüsü son derece görecelidir. Sadece insanın bu dünyadaki yaşamına göredir. Ebedi ahiret yurdu göz önünde bulundurularak yapılmış değildir. Çünkü bu dünya ödül ve ceza yurdu olmadığı için başa gelen hayır ve şerrin hikmetini de bilmek olanaksızdır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır “Hoşlanmasanız da savaş size farz kılındı. Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır. Yine olur ki, sevip arzu ettiğiniz bir şey de sizin için şerlidir. Gerçeği Allah bilir, siz bilemezsiniz Bakara suresi, ayet 216.” Savaş görünüşte şerlerin, kötülüklerin simgesi gibidir. Çünkü onda her türlü bela ve musibet vardır Açlık, yoksulluk, can ve evlat kaybı, ölüm korkusu, mal ve namus kaygısı… Her şey başa gelebilir. Allah işte böyle şerrin ve kötülüğün simgesi olan savaşta bile hayırların gizli olduğunu belirtmektedir. Bizim hayır sandığımız şeyler ise ahiretimiz için, Allah bizleri onlardan korusun, kim bilir nice bela ve musibetleri içeriyor olabilir. Gerçekten insanın Allah’ı el-Vekîl olarak kabul edip Hasbünallahu ve ni’mel-Vekîl [Allah bize yeter, O ne güzel vekildir] deyip, O’na sığınmaktan başka bir çaresi yoktur. Çünkü ahiretimiz için neyin yararlı neyin zararlı olduğunu ancak Allah bilebilir. Ed-Dârr Şer, zarar hikmeti gereği Allah’tan [ gelir ve en-Nâfi’ hayır, iyilik hikmeti gereği Allah’tan [ gelir güzel isimleri ile kula düşen görev, hayır ve şerrin Allah’tan geldiği bilincine sahip olmaktır. Başına gelen hayrı Allah’ın bir lütfu ve ihsanı olarak görüp şükretmek, şerri ise günahlarının bir meyvesi olarak düşünüp tövbe etmektir. Allah kullarının günahlarına karşı çok sabırlıdır. Hemen cezalandırmaz. Onların yola gelmeleri için süre tanır. Bu zaman zarfında onları anlayacağı dillerle uyarır. Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de kullarını hemen cezalandırmamasının nedenini şöyle açıklamaktadır “Eğer Allah insanları işledikleri günahlar yüzünden cezalandıracak olsaydı dünyada tek bir insan bile bırakmazdı. Ama Allah onların cezasını belirlenmiş bir vadeye kadar erteler. O vadeleri geldiği vakit hükmünü yerine getirip onları cezalandırır. Çünkü Allah kullarını tamamen görmektedir Fâtır suresi, ayet 45.” Es-Sabûr cezaları erteleyen, çok sabırlı güzel ismi, el-Halîm kulun yaptığı kötü şeylere yumuşak davranan, anlayışlı olan güzel ismine anlam olarak çok benzer. Ama aralarında bir anlam ayırtısı da bulunmaktadır. El-Halîm güzel isminde kulların günahlarını hemen cezalandırmamanın yanında bunlardan vazgeçme, bağışlama gibi bir anlam inceliği söz konusudur. Çünkü el-Halîm güzel ismi Kuran-ı Kerim’de genellikle altı ayrı ayette el-Gafûr güzel ismi ile birlikte kullanılmaktadır. Oysa es-Sabûr güzel isminde sadece kullarının günahlarını hemen cezalandırmama, sonraya bırakma anlamı bulunmaktadır. Bir insan çaresizlikten, zayıflıktan, yoksulluktan dolayı insanlara yumuşak huylu görünebilir. Ama aynı insan diş geçireceği birisini buldu mu arslan kesilebilir. İşinde üstlerinin karşısında elleri böğründe nice kişi evlerinde çoluk çocuğuna zulmedebilir. Asıl ağır başlılık ve anlayışlı olma, elinde bir güç ve olanak olduğu halde ve her türlü iktidar imkanına kavuştuktan sonra da çevredeki tüm insanlara yumuşaklık göstermektir. Allah sonsuz ve sınırsız bir güç ve kudrete sahipken ve bundan dolayı kimseye hesap vermeyecek bir makamda iken tüm kullarına yumuşak davranır. Allah kafirleri el-Kahhâr güzel ismi ile ebedi cehennemle cezalandıracaktır. Böyle iken dünya yaşamında onlara yumuşak davranmakta, mühlet vermekte, onların rızklarını bile kesmemektedir. Allah’ın el-Kahhâr öfkesi ve cezası şiddetli olan; her varlığa hakim olan ve üstün gelen güzel ismi ile birlikte el-Halîm olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Bu bize kızgın, öfkeli anlarda durup düşünmemiz gereken bir uyarı anlamı taşımaktadır. Çünkü bir Müslüman’a Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak yakışır. El-Halîm güzel ismi Kuran-ı Kerim’de genellikle el-Gafûr günahları bağışlayan güzel ismi ile birlikte geçmektedir. Bu da el-Halîm güzel isminde ifadesini bulan yumuşak başlılığın ve anlayışın günahların üzerini örtme, günahları affetme ile tamamlandığını göstermektedir. Demek ki Allah hem yumuşak başlılığı hem de affetmeyi bir arada daha çok sevmektedir. Kendisini bu isimlerle andığına göre bizim de böyle bir ahlak anlayışına sahip olmamızı istemektedir. Peygamberimiz Allah’ın sabrı hususunda şöyle buyurmuşlardır “İşittiği ezaya Allah’tan daha sabırlı hiçbir kimse yoktur. Çünkü O’na çocuk isnat ederler. Sonra O, yine bu kimselere afiyet ve rızık veriyor.” Allah evrene, yeryüzüne sabrı ile tecelli etmiştir. Şöyle ki Kutsal kitabında yerleri ve gökleri altı günde yarattığını bildirmiştir. Gece gündüz, mevsimler birbirlerini yavaş yavaş karşılarlar. Bitkiler, hayvanlar, insanlar gözle takip edilemeyen bir yavaşlıkla büyürler, gelişirler. Halbuki Allah dileseydi tüm bu işler bir anda da olabilirdi. Ama O’nun ezeli hikmeti bu gibi şeylerde sabrın tecellisini öngörmüştür. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır “Sabır, imanın yarısıdır.” Bu açıdan sabır, Allah’ın güzel bir ahlakıdır. Bir mümine de bu ahlakla olmak yaraşır. Ama insanda nefsani bir zayıflık olarak acelecilik, isyan, nankörlük, tahammülsüzlük, zevk ve eğlenceye düşkünlük, sıkıntılara katlanamama gibi sabra ters düşen özellikler bulunmaktadır. Bu açıdan sabır ahlakını edinmek için insanın kendisi ile mücadele etmesi, kendisini aşması gerekmektedir. Bu da haliyle her insanın yapabileceği, üstesinden gelebileceği bir iş değildir. Bunun için müminler genellikle Allah’ın kendilerini sabırla imtihan etmemesi için duada bulunulurlar. Allah bir kutsi hadiste şöyle buyurmuştur “Kullarımdan bir kuluma bedeni, malı veya evladı yüzünden bir musibet verirsem o da bunu sabr-ı cemil kimseye şikayette bulunmama, kaderine razı olma hali ile karşılarsa kıyamet günü kendisi için terazi kurmaktan veya amel defterini açmaktan haya ederim.” Sabır üçe ayrılır a. Günahlara sabır Nefis günahlara düşkün bir yapıya sahiptir. Onların çoğundan zevk alır. Günahlardan el çekmek Allah korkusu ve sabırla olur. b. İbadetlere sabır İbadetlerin nefse ağır gelen bir yapısı vardır. Ama onlara devam etmekle bu zorluk aşılır. Zira nefis alıştığı şeyi yapamadan da edemez. c. Bela ve musibetlere sabır İşte gerçek sabır böyle anlarda gösterilir. Hastalıklar, sıkıntılar, âfetler, kazalar, belalar … insanların ağır bir biçimde imtihan edildiği zamanlardır. Bu sıralarda sabır gösterilirse Allah’ın kullarına karşı şefkati de hissedilir. Böyle bir anda iken vesilelere takılmadan Allah’ın iradesinin tecelli ettiğini gören, kadere teslim olup rıza gösteren, haline şükreden birisi büyük bir ecir kazanır. Bu belki de ahireti için bir kurtuluş olur. Bir işe başlarken nasıl besmele, yemekten sonra elhamdülillah çekiliyorsa bela ve musibet anında da “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’ûn Biz muhakkak Allah içiniz ve muhakkak O’na döneceğiz” dememiz gerekir. Bu zikir bir ayet-i kerimede anıldığı için Bakara suresi, ayet 156 böyle bir durumda iken onu söylemek üzerimize farz veya en azından vacip olmaktadır. Bir hadis-i şerifin işaretiyle de anlaşıldığı üzere sabır bela ve musibetin karşılandığı ilk anda gösterilir. Daha sonra bela ve musibete insan ister istemez katlanır. Ama ilk an imtihan için uygundur. Tepkimiz Allah’ın rızasına uygun biçimde olursa ilgili cümle ağzımızdan çıktığında başa gelen bela ve musibet bir ibadet hükmüne dönüşür. Bu anda mümine verilen ödül çok büyüktür “Ancak sabredenlere ödülleri hesapsız olarak verilecektir Zümer suresi, ayet 10.” Tabii insan unutkandır. Bela ve musibet anlarında Allah’ı unutabileceği gibi ilgili cümleyi de söylemek hatırına gelmeyebilir. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde geçmişteki bir bela ve musibeti akla getirerek “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’ûn Biz muhakkak Allah içiniz ve muhakkak O’na döneceğiz” zikrini sonradan tekrar eden kimseye de bela ve musibetin ilk anında söylenmesine eşdeğerde sevap verileceğini belirtmektedir. Allahın ahlakı ile ahlaklanması gereken bir Müslümanın da insanlara karşı sabırlı ve anlayışlı olması gerekir. Başa gelen iyilik ve kötülüklerin imtihan gereği Allahın izni ve yaratması ile meydana geldiğini düşünmeli ve bilmelidir. Bunun doğal sonucu olarak da hatayı kendisinde arayıp sabrı ve anlayışı elden bırakmamalıdır. Muhsin İyi 643 - 1
Dinden Çıkaran Sözler ve Davranışlar. Söylediğimiz sözlerden veya yaptığımız davranışlardan dolayı dinden çıkabiliriz. Bu yazımızda bu konuyu hadis-i şerifler ve ayetler ışığında ele alıyoruz. Kullarıma söyle İnsanlara karşı en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.İsra/53 Hadisler Işığında Dinden Çıkaran Sözlerİbn Abbas Asr-l saadette yaşadığı bir hatırasını şöyle anlatıyor Bazı mü’minler, Peygamberimize “bize anlattıklarım yavaş yavaş anlat ki kavrayabilelim” anlamına gelen “raina” kelimesiyle hitap ederlerdi. Yahudiler, Ashab-ı Kiram’ın Hz. Peygamber’e bu şekilde seslendiklerini duyunca bu durum çok hoşlarına gitti. Çünkü Yahudiler “raina” kelimesini “İşitmez olası!” anlamında bir hakaret ifadesi olarak kullanırlardı. Ashabın böyle söylediğini duyunca Yahudiler de “Biz şimdiye kadar Muhammed’e gizlice hakaret ediyorduk, gelin artık bunu açıkça yapalım.” dediler. Ardından “Ey Muhammed! “Raina, raina8” diyerek Peygamberimizle alay etmeye başladılar. Sahabilerden Sa’d bin Muaz, Yahudilerin Peygamber Efendimize böyle hitap ederek güldüklerini görünce durumu hemen anladı ve “Ey Allah’ın düşmanları, kahrolasıcalar! Allah a yemin ederim ki sizden herhangi birinin Hz. Peygamber’e böyle söylediğini duyarsam boynunu vururum.” dedi. Yahudiler İyi de bunu siz de söylemiyor musunuz? diyerek kendilerini savundular. Bunun üzerine Allah Peygamberimize hakaret amacıyla söyleyeni dinden çıkaran bu sözü yasaklamak için şu ayeti indirdi 151 “Ey inananlar, Raina demeyin, bunun yerine unzurna deyin ve dinleyin. Kafirler için acı bir azap vardır. “Bakara/104 Bir Müslüman için iman ne kadar büyük bir nimet ve zenginlik ise küfür de o kadar kötü ve inşam helake sürükleyen bir tavırdır. Bu nedenle her Müslüman, imanını korumak için gayret göstermeli ve küfre düşmekten sakınmalıdır. İman nimetini koruyabilmenin yolu Allah’a karşı kulluk görevlerini samimiyetle yerine getirmektir. Sürekli Allah’ı hatırda tutmak ve ibadetleri düzenli olarak yapmak kişinin imanını canlı tutar ve onu korur. Ayrıca imam zedeleyecek, tehlikeye düşürecek söz ve davranışlardan uzak durmak da İnancımızı korumamızı sağlar. Bunun için de her Müslüman imanına zarar verecek şeyleri iyi bilmelidir. Zira kişi zararlı şeyleri bilirse onlardan Çıkaran Sözler ve Davranışlar Genel Olarak 4 TanedirBir insanı küfür bataklığına sürükleyen ve onu dinden çıkaran söz ve davranışlar genel olarak dört tanedir153 İnkâr İslâm’ın kesin bir hükmünü kabul etmemek. İstihfaf İslâm’ın hükümlerini hafife almak. İstihza İslâm’ın hükümleriyle alay etmek. İstihlâk Kesin olan bir haramı helal saymak. Bu dört hususa bağlı olarak insanı dinden çıkaran söz ve davranışlardan bazılarını şöyle Allah’ın varlığını inkâr etmek veya onun varlığından şüphe duymak insanı küfre götürür. örneğin “Görmediğim şeye inanmam” diyerek Allah’ın varlığını inkar etmek kişiyi dinden çıkarır. Allah’ın sıfatlarından herhangi birini inkâr etmek inancımıza zarar verir. örneğin, çok zor durumda olan kimsesiz biri için “Bu adamı Allah unutmuştur.” demek imana zarar veren sözlerden biridir. Böyle söyleyen kimse, Allah’ın ilim sıfatını inkâr etmiş sayılır. Hâlbuki Allah’ın ilim sıfatı ezelidir ve o hiçbir şeyi unutmaz. Allah’ın adaletinden şüphe duymak da inancımıza zarar verir. Mesela icat ve keşiflerde bulunan bir inançsız kişi hakkında “Bu adam cennete giremezse ben de cennete girmem.” demek itikadi yönden tehlikelidir. Dünyada yaptığı bir faydalı işten dolayı, ahiretin varlığına veya Allah’ın cennet ve cehennemine inanmayan birini cennete koymaya çalışmak insanın karar verebileceği bir durum değildir. Hayatın bir imtihan olduğu gerçeğine rağmen Allah’ın hükmüne razı olmayıp “Ben bu kadar iyilikte ve hayırda bulunuyorum, bütün belalar yine bana geliyor. Falan kimse ise her çeşit kötülüğü yapıyor paşa gibi yaşıyor; bu nasıl adalet.” gibi isyan ve şikayet kokan sözler söylemek imanımızı tehlikeye düşürür. Zira Allah Teala, mutlak adalet sahibidir. Kullarına asla haksızlık yapmaz. İlahi adaletin mutlak olarak gerçekleşeceği yer Mahkeme-i Kübra yani mahşer günüdür. Allah’a baba veya evlat isnat etmek, Allah’ı yaratılmışlarla eşit tutmak da kişiyi dinden çıkaran bir tutumdur. Örneğin, “Allah baba, Allah olsan ne yapabilirsin sen bana” gibi sözler söylemek inancımızı tehlikeye sokar ve bir mümine yakışmaz. Peygamberlerden herhangi birini inkâr etmek, onlarla alay etmek ve onları aşağılamak inşam küfre düşürür. Mesela “O adam, peygamber olsa bile inanmam.” veya “Peygamber bile gelse kabul etmem.” demek tehlikeli bir sözdür. Zira Peygamberler doğru sözlü ve güvenilir kimselerdir. Onlar hakkında böyle bir benzetme yapmak İslâm itikadı ve ahlakı açısından sorunludur. Meleklerden herhangi birini inkâr etmek, meleklere erkeklik ve dişilik isnadında bulunmak, meleklerin Allah’ın kızları olduğuna inanmak, melekleri küçümseyecek şeyler söylemek ya da Cebrail bile söylese inanmam, Azrail bile gelse seni elimden kurtaramaz.” gibi sözler söylemek imanla İnkar Etmek Dinden Çıkarır Ahireti inkâr anlamına gelen sözler söylemek de kişiyi dinden çıkarır. Ahiretten bahseden kimseye “Oradan haber veren kim? Oraya gidip gelen var mı?” demek, cennet veya cehennem hakkında inanca ters düşen ifadeler kullanmak dinin inanç esaslarından biri olan ahireti inkâr anlamına gelir. Günümüzde sıkça kullanılan “Seninle cehennem ödüldür bana, sensiz cennet bile sürgün sayılır.” gibi ifadeler Allah iradesine saygısızlıktır. Ayrıca bu tür sözler cennet ve cehennemi küçümsemek anlamına geleceği için bir Müslümanın asla ağzına almaması gereken cümlelerdir. Kuran-ı Kerim’in tamamını veya bir ayetini inkâr etmek, onun hükümlerinin bugün geçerli olmadığını iddia etmek, “Bugünün dünyasında Kur’ân-ı yer yoktur. Günümüz şartlarında Kur’ân’la dünya idare edilemez.” veya çalışma hayatında her dediğini yapacak olursak ekmek yiyemeyiz.” gibi sözler Allah’a güvensizliğin açık bir ifadesidir. Aynı şekilde “Bu çağda tesettüre girmek cehalettir, gericiliktir” ya da “din vicdan işidir ve inanç kalptedir.” diyerek Kur’ân’ın hayatı düzenleyen kurallarını inkâr etmek de imanla bağdaşmaz. Oysa iman, Allah’a güvenmek ve ondan gelen her şeyi kabul etmek demektir. Böyle bir tavır Kur’ân’ın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemektir ki bu da İslâm itikadına göre küfürdür. Kesin sabit olan emirleri inkâr etmek veya hafife almak da imam tehlikeye sokar. Örneğin, “Bu devirde de namaz mı olur?” veya “Oruç tutup namaz kılmak neye yarar benim kalbim temiz.” gibi ifadeler kullanmak doğru Olan Şeye Helal Olmalı Diyen Dinden ÇıkarKesin sabit olan haramlardan herhangi birinin helal olması gerektiğini söylemek de kişiyi dinden çıkarır. Zira “Allah ve Resulü herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, hiçbir erkek veya kadın mü’minin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları yoktur…”Ahzap/36 ayeti dinin kesin hükümleri konusunda nasıl bir tavır takınmamız gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Bu nedenle “Keşke zina, kumar, faiz ve içki gibi haramlar helal olsaydı, bu çağda bunlar haram mı olur?” demek kişiyi dinden çıkarır. Çünkü bu kişiler Allah’ın koyduğu hükümleri beğenmemektedirler. Allah’ın emir ve yasaklarından biriyle alay etmek de kişiyi dinden çıkarır. Örneğin “hırsızlık mı yaptın uzat kolunu, adam mı öldürdün uzat boynunu” diyerek dinin hükümleriyle alay etmek bir Müslümana yakışmaz. “Maşallah ile, inşallah ile, iş yürümez” demek imanımıza zarar veren sözlerden biridir. Çünkü inşallah, Allah’ın izni ile demektir. Biz inanırız ki Allah’ın izni olmadan bir yaprak bile yerinden kımıldayamaz, hiçbir şey hareket edemez ve var olamaz. İnşallah sözü hayatımızın ve varlığımızın Allah’ın kudretinde olduğunun bir ifadesidir. Bir Müslüman, yapması gereken bir işin öncesinde “inşallah” dediği zaman bu inancı dile getirmiş olur. Yani böyle diyerek “Allah izin verirse, benim iradem dışında bir engel çıkmaz ve ömrüm Olursa yapacağım” demiş ve Allah’a tevekkül etmiş Demenin Önemi Mekkeli müşrikler, Peygamberimizin tebliğine karşı nasıl mücadele edecekleri hususunda bazı Yahudi bilginlerine danışmışlardı. Yahudi bilginleri onlardan Hz. Peygamber’e “ruh, Ashab-ı Kehfve Zülkarneyn” hakkında soru sormalarını istediler ve dediler ki “Bunları ancak bir peygamber bilir. Eğer bu sorulara cevap veremezse bilin ki o bir yalancıdır.” Bunun üzerine Sevgili Peygamberimizin yanına koşan müşrikler ona bunlar hakkında soru sordular. Hz. Peygamber de “İnşallah” demeden “size yarın cevap veririm.” dedi. Sevgili Peygamberimiz ertesi gün kendisine gelen müşriklere bir cevap veremedi. Çünkü bu hususlarda kendisini bilgilendirecek bir vahiy gelmemişti. Müşrikler onun cevap veremeyişine sevindiler ve Peygamberimizle alay etmeye başladılar. Peygamberimiz bu duruma oldukça üzülmüştü. Rivayete göre birkaç gün vahiy gelmedi. Hz. Peygamber çok zor durumda kaldı. Nihayet Kehf suresi nazil oldu ve Peygamberimiz bununla müşriklerin sorularına cevap Ancak Kehf suresinin 23 ve 24. ayetlerinde Hz. Peygamber ve tüm Müslümanlar şöyle uyarılıyordu “Hiçbir konuda Allah’ın dilemesine bağlamaksızın, “Ben yarın mutlaka şöyle şöyle yapacağım” deme! Bunu demeyi unuttuğun takdirde Allah’ı hatırla ve umarım ki Rabbim, beni daha doğru olanı yapmaya muvaffak kılar.’ de…” Bu olay ve Kehf suresindeki ilgili ayetler gösteriyor ki bir Müslüman hayatın ve ölümün Allah’ın ilmi, iradesi ve kudreti çerçevesinde cereyan ettiğini aklından çıkarmamalıdır. Allah’ı her an aklında tutmalı ve gelecekte yapacağı bir iş için “inşallah”, işe başlarken “bismillah” işin sonunda da “elhamdülillah” demeyi Ümit KesilmemelidirAllah Teâlâ’nın rahmetinden ümidi kesmek de bir mümine yakışmaz. Zira Allah, bu hususta şöyle buyurur “Hakikat şudur ki, kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”Yusuf/87 Bu nedenle bir mümin günahlarından dolayı Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemeli, kulluk görevini yapmaya çalışarak her zaman affedileceği umudunu canlı tutmalı ve bu hususta Allah’a dua Büyücü ve Gelecekten Haber Verenlere İnanmayınız İslâm itikadına göre kâhin, falcı, cinci ve astrolog gibi gelecekten haber verdiğini iddia edenlerin sözlerine inanmak da doğru değildir. Zira gelecekte ne Olacağını bilmek ancak Allah’a mahsustur. Bazı insanlar cinlerden haber alarak gelecekte nelerin olacağını, kişilerin başına nelerin geleceğini bildiklerini iddia ederler. Oysa Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor “De ki Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilemez…”Neml/65 Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur “Kim, bir kâhine gider ve onun söylediklerini tasdik ederse; Allah’ın Muhammed indirdiklerini inkâr etmiş olur,” Gayrimüslimlerin dini sembollerini kullanmak, gayrimüslim din adamlarının giysilerini benimseyerek giymek ve kutsal kabul ederek haç takmak da kişiyi dinden çıkaran davranışlardandır. Bununla birlikte özenti veya moda yoluyla Olsa dahi bir Müslüman, başka dinlere ait şekil ve sembollerden uzak durmalıdır. Ehli sünnet inancına göre söz ve davranışlarıyla dinden çıkan kimsenin, bütün amelleri boşa gider. Bu kişinin İslâm’a dönebilmesi için önce tövbe edip günahlarının affını Allah’tan istemesi ve Kelime-i şehadet getirmesi gerekir. Küfrü gerektiren söz hata ile söylenmişse, kişiyi dinden çıkarmaz. Onu hata ile söyleyen mümindir. Ancak tövbe ve istiğfar ederek o sözden dönmesi ve daha sonra bu tür tutumlardan uzak durması gerekir. Kişiyi dinden çıkaran şeyleri düşünmek onu dinden çıkarmaz. Bunlar şeytanın vesveseleri, çaba ve gayretleridir. Bu hilelere aldanmamak için dikkatli olmak gerekir. İman bir bütündür. İnanılacak şeylerden birini inkâr etmek dinin tamamını inkâr etmek gibi olur. İmansız amelin bir kıymeti olmaz. Zira iman, amellerin geçerlilik damgasıdır. İman olmayınca ömür boyu yapılan bütün iyi ameller geçersiz olur. İmansız olarak ahirete giden kişi ebediyen cehennemde kalır. O yüzden her mümin, ömrünün sonuna kadar imanım muhafaza etmeli ve İmanını tehlikeye düşürecek söz, tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır. Aksi takdirde düşebileceğimiz tehlikenin büyüklüğünü Peygamberimiz bir hadisinde şöyle tasvir eder “Karanlık gecenin parçaları gibi olan fitnelerden önce, hayırlı ameller işlemede acele edin. O fitne geldiği zaman kişi, mümin olarak sabaha erer, kâfir olarak akşama ulaşır. Mümin olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha ulaşır; dinini basit bir dünya menfaatine satar.”160. Müminleri dinden çıkaran söz ve davranışlar çoğu zaman farkında olmadan ya da öfke ile söylenen sözlerden oluşur. Bu tür sözleri söyleyenler söylediklerinin hangi anlama geldiğini düşündükleri zaman yaptıkları hatanın büyüklüğünü de fark ederler. Zira iman çok değerli ve hassas bir hazinedir. Onu kazanmak büyük bir servettir, kaybetmek ise büyük bir yıkımdır. Düşünmeden, sonucunu hesap etmeden söylediğimiz sözler bazen en değerli varlığımızı kaybetmemize yol açabilir. Bu nedenle Peygamberimizin şu hadisini aklımızdan çıkarmamalı, söz ve davranışlarımıza dikkat etmeliyiz “Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu sözü nedeniyle cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşü verir.”161 Kaynaklar 151 Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, C 1, s. 38. 153 153 Muhammed Abdurrahman Hammis, el-Câmi’ fi Elfazi’l-Küfr, s. 23 vd. 154 Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi, Ehl-i Sünnet İtikadı, s. 30-86 vd. 156 Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, C 2, s. 584. 159 Müslim, Selam, 125. 160 Müslim, İman, 186; Tirmizî, Fiten, 30. 161 Buhari, Rikak, 23.
Allah'a eş koşmak anlamında kullanılan şirk günahı, affedilmeyen günahlardan biridir. Kişinin dünya hayatında şirk günahından tevbe etmiş olması gerekir. Kişiyi dinden çıkaran şirk günahının çeşitleri Şirk insanı dinden çıkarır mı?2 Allaha küfür etmek şirk midir?3 Allah’a şirk koşmak günah mı?4 Hangi durumlar şirke girer?5 Haram dinden çıkarır mı?6 Şirk tövbesi var mıdır?7 Allaha sövmek günah mıdır?8 Allah’a küfür etmek günah mı?Şirk insanı dinden çıkarır mı?Bu fiillerin içinde en sık zikredileni şirk koşmak yani İslam akidesinin temeli olan Allah'ın birliği kaidesine inanmamak, bunu reddetmek küfürdür. Bu sebeple Allah'a şirk koşan İslam'a göre kâfir olur. Yani dinden küfür etmek şirk midir?Küfür genel olarak ret ve inkar anlamında kullanılırken, şirk Allah'a ortak koşma, isim veya sıfatlarında antropomorfizm gibi uluhiyet vasıflarına aykırı tanımlamalarda bulunmak anlamında kullanılır. Kelamcılar şirki de kendi içerisinde farklı türlere ayırmış ve hepsini küfür olarak şirk koşmak günah mı?"Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah'a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur."Hangi durumlar şirke girer?Cevap Allahü teâlâdan başkasına tapınmak, ibâdet etmek, putlara heykellere, canlı ve cansız eşyânın kendisine veya resimlerine tapmaktır. Allahü teâlânın râzı olmadığı şeyleri isteyenlerin ve yapanların arzularına, isteklerine uymak, boyun dinden çıkarır mı?Büyük günah işleyen dinden çıkmaz Çünkü Ehl-i Sünnet âlimlerine göre amel, imandan bir parça tövbesi var mıdır?İşlediği günahı helal saymadıkça mü'mindir. Bu günahından dolayı ceza görecektir. Ancak bu kişiye tövbe kapısı açıktır. Allah dilerse affeder, dilerse sövmek günah mıdır?Hadis-i Şerif “Feleğe sövmeyin çünkü felek aslında Allahtır” Yani tesir eden, takdir eden felek burç melek değil, Allahtır. Allah'ın mukaddesatına sövenler de aslında Allaha sövmüştür. Kitaba Dine namaza oruca peygambere sövenler bu sınıftadır ve o anda kafir küfür etmek günah mı?Küfür etmek günahtır. İslam dini muhataplarımızla hoş muamele ve diyaloglar içerisinde bulunmamızı emreder. Kötü sözlü olmak müminlik sıfatıyla bağdaşmaz.
kadere isyan etmek dinden çıkarır mı